Metal işçisinin mücadele tarihi yol gösteriyor!

İşçi sınıfı ve emekçilerin bütünlüklü bir saldırı dalgası altında tutulduğu, ekonomik krizin ağırlığının giderek arttığı bir dönemde metal işçisinin ortaya koyacağı mücadele pratiği, süreci tayin edecek bir nitelik taşıyor.

MESS’i ve Türk Metal’i yenmek için dişe diş mücadeleye hazırlanalım!

 

Türkiye işçi sınıfının tarihi aynı zamanda metal işçisinin mücadele tarihidir. İşçi sınıfının en örgütlü, en dinamik ve en direngen bölüğü olarak metal işçileri, deyim yerindeyse, zafer ve yenilgilerle dolu tarihin hep ön cephesinde durmuş, ilk kıvılcımı çakmış, sermayeye karşı girişilen mücadelenin dinamosu olmuştur.

Metal işçilerinin sınıflar mücadelesinde tuttuğu bu rol, sermaye tarafından her dönem isabetli bir değerlendirmeye konu edilmiştir. Sermaye sahipleri, metal işçisini teslim almayı, saflarını dağıtıp kötürümleştirmeyi özel bir uğraş haline getirmiştir. Burjuva sınıf refleksiyle, işçi sınıfının bütününün mücadele gücü ve enerjisini bu yolla frenleyebileceği varsayımıyla davranmıştır.

Metal işçileriyle metal patronları arasında gerçekleşen her savaşım, kazanan ya da kaybedenin durumuna göre sınıflar mücadelesinin seyrini belirlemiştir. Bu gerçeklik bugün de devam etmektedir. İçinden geçtiğimiz süreçte ortaya çıkan siyasal gelişmelerin ağırlığına rağmen yaşanan hareketli süreçlerde, eylemlerde, grevlerde metal işçisinin belirgin ağırlığı göze çarpmaktadır. 2015 yılında Metal Fırtına’nın dinamizmi ve ortaya çıkarttığı sonuçlar, işçi sınıfına olduğu kadar toplumun geniş kesimlerine de umut olmuş, çözümün yolunu göstermiştir.

***

Türkiye’de ‘60’lı yıllarda daha görünür hale gelmeye başlayan işçi sınıfı mücadelesinde önemli sayılabilecek adımlar metal işçileri şahsında hayat bulmuştur. Grev hakkını greve giderek kazanan ve sınıfın fiili-meşru mücadele hattının önemli bir pratiği olan Kavel Grevi kritik bir eşik olarak yaşanmıştır. Aynı yıllar içinde gelişen ve sınıfın farklı bölüklerini etkileyen genel hareketlilikte yine metal işçileri önemli grev/direniş süreçlerinin örgütleyicisi olmuştur. Devlet sendikası olan Türk-İş’e karşı işçi sınıfının mücadele istemlerine yanıt üretebilmenin çabası olarak hayat bulan DİSK’in kuruluşunda yine metal işçileri dinamik ve sürükleyici bir güç olarak ön cephede yerini almış, sınıf hareketi açısından önemli bir evre olarak ifade edilebilecek DİSK’in kuruluş sürecinde kritik bir misyon üstlenmiştir. Türkiye işçi sınıfının en görkemli direnişi olarak tarihe geçen 15-16 Haziran’da da sendikalarına sahip çıkmak için militan bir irade ortaya koyan işçi kitlelerinin ana gövdesi yine metal işçilerinden oluşmaktaydı.

‘70’li yıllar boyunca giderek kitleselleşen toplumsal hareket içinde işçi sınıfı önemli grevler, direnişlerle mücadele gücü ve enerjisini açığa çıkartmaya devam etti. O dönem sermayeden haklarını söküp alan, önemli kazanımlar elde eden işçi sınıfı; darbelere, sıkıyönetim uygulamalarına, baskı ve faşist saldırılara karşı kitlesel tepkiler ortaya koydu. ‘80 darbesi geldiğinde metal işçileri birçok fabrikada militan bir grev sürecinin içinden geçiyorlardı. Dönemin MESS yöneticilerinden Halit Narin’in “bugüne kadar işçiler güldü, artık gülme sırası bizde” sözleri ‘80 darbesinin ekonomi-politiğini özetleyen bir cümle ve asıl hedefi işaretleyen temelli bir vurgu olarak tarihe geçti. 12 Eylül karanlığını parçalayan ilk ses Netaş işçileri şahsında yine metal işçilerinden geldi. O günden bugüne metal işçisinin mücadelesi kimi zaman tek tek fabrikalarda yaşanan hak arama mücadeleleri şeklinde, kimi zaman ise genel bir eylem/direniş karakteri kazanarak devam etti. 2015 yılında patlayan Metal Fırtına bunun en yakın örneği olarak tarihe kaydedildi.

***

Metal işçilerinin bu uzun ve zorlu mücadele tarihi, aynı zamanda metal işçisinin sınıflar mücadelesinde tuttuğu özel yerin bilincinde olan sermayenin çok yönlü saldırılarının tarihidir. Örneğin sermayenin koç başı olarak MESS, metal işçisinin mücadelesini zayıflatma çabası eşliğinde kuruldu. Birden fazla fabrikada greve çıkıldığında başarı şansının azalacağını, birçok fabrikada aynı anda grevin yönetilemeyeceğini düşünen metal patronları, işçi sınıfın karşısına MESS ile çıktı. MESS’in kurulması, metal işçisinin mücadele gücünü zayıflatmak bir kenara, sermayeye karşı topyekûn mücadelesini güçlendiren bir zemin yarattı. Süren direnişlerin genel bir karakter kazanmasını sağladı. Tek tek fabrikalarda süren mücadeleler, MESS ile birlikte başlayan Grup TİS süreçlerinde birçok fabrikayı içine alarak toplum düzeyinde çok daha etkili olan işçi eylemleri haline geldi. ‘70’li yılların sonuna doğru yaşanan MESS grevleri buna örnek verilebilir.

Sermayenin metal işçilerini hedef alan saldırıları MESS’in kurulmasının yanı sıra sendikal alanda da devam etti. Türk Metal Sendikası metal işçisini denetim altına almak için önemli bir koz olarak bu dönemlerden itibaren gündeme getirilmeye başlandı. Türk Metal’in fabrikalara sokulma çabası o dönem metal işçisinin mücadele dinamizmiyle boşa düşürülmüş oldu. 12 Eylül darbesi MESS’in önünü düzlerken, fabrika kapılarını da Türk Metal çetesine açmış oldu. 12 Eylül’den bugüne devlet-MESS-Türk Metal ittifakı, metal işçisinin mücadelesinin karşısına dikilen odak olarak varlığını sürdürüyor.

***

İşçi sınıfı ve emekçilerin bütünlüklü bir saldırı dalgası altında tutulduğu, ekonomik krizin ağırlığının giderek arttığı bir dönemde metal işçisinin ortaya koyacağı mücadele pratiği, süreci tayin edecek bir nitelik taşıyor. Metal işçileri 2017 TİS sürecine hazırlanırken, MESS-Türk Metal ve sermaye devletinin karşısında kazanımla çıkabilmek için kendi öz deneyimlerinden yararlanabilmek, kendi mücadele tarihini bilince çıkartabilmek sorumluluğu ile karşı karşıya.