Kamu Çalışanları Birliği Programı üzerine-4 -Alper Suat

KÇB, “devrimci sınıf sendikacılığı” kavramını, “sınıf sendikacılığı”ndan bir kopuş olarak değil, aksine onun tarihsel özüne sahip çıkmak üzerinden ileri sürmektedir. Bugün ‘sınıf sendikacılığı’ kavramı, gerek sendikal bürokrasi ve gerekse de reformist sol akımlarca, devrimci özünden koparılmış bir biçimde ileri sürülmekte ve kullanılmaktadır.

Sendikal ilkeler ve devrimci sınıf sendikacılığı çizgisi

 

Yazı dizimizin bu son bölümünde Kamu Çalışanları Birliği (KÇB)’nin, sendikal mücadele ilkelerini ve devrimci sınıf sendikacılığı kavramını ele alışını işleyeceğiz.

Sınıf mücadelesi sendikal mücadeleye indirgenemeyeceği gibi, devrimci bir çalışma da kendisini sendikalar içerisinde çalışmaya indirgeyemez. Bugün reformist-liberal kanatlarıyla Türkiye solu, sınıf içerisindeki çalışmasını ya ‘sendikacılık’ düzlemine indirgemekte ya da sendikalar içerisinde çalışmayı reddeden bir tutum geliştirmektedir. Her iki tutum da özü itibariyle aynı sonuçları üretmekte, işçi sınıfını, burjuvaziye ve onun denetim aracı olarak işlev gören sendikal bürokrasiye karşı savunmasız bırakmaktadır. Türkiye solunun sendikalar karşısındaki tutumlarını ayrıca değerlendirmek gerektiğini vurgulayarak, biz esas konumuza, yani KÇB’nin sınıf mücadelesinin araçlarından biri olan sendikalara dönük yaklaşımlarına dönelim.

Yazı dizimizin “Sınıflar mücadelesi, toplumsal sorunlar ve KÇB programı” başlıklı ikinci bölümünde KÇB’nin sınıf mücadelesine ve toplumsal sorunlara ilişkin yaklaşımlarını ele almıştık. Söz konusu yazıda da alıntılanan ve KÇB Programı’nın 1. Bölümü’nün “A. Genel Amaç ve İlkeler” alt başlığı altındaki ilk paragrafında “KÇB tüm mücadelesini, işçi sınıfının kölelik zincirlerinden kurtuluşu mücadelesine bağlar. İşçi sınıfının çıkarları dışında bir başka çıkar ve amaç gütmez. Bu doğrultuda, kamu emekçilerinin örgütlü mücadelesini büyütmek için çalışır” denilmekte, aynı alt başlığın dördüncü paragrafında ise “KÇB, kamu emekçilerinin ekonomik ve sosyal hak mücadelesini örgütlemeyi ve bu mücadeleye önderlik etmeyi temel bir görev sayar. Fakat kendisini ekonomik ve sosyal hak mücadelesi ile sınırlamaz. Bu mücadeleyi ve bu mücadele içerisinde oluşmuş örgütlenme araçlarını işçi sınıfının mücadele okulları olarak görür. Emek-sermaye çelişkisinin uzlaşmazlığına, bu çelişkinin çözümünün, sermaye iktidarının alaşağı edilmesinden ve işçi sınıfı iktidarının kurulmasından geçtiğine inanır” denilmektedir.

Yukarıda yaptığımız alıntı, KÇB’nin, kamu emekçilerinin gündelik mücadelesine önderlik etmeyi, hangi saiklerle önemsediğini ortaya koymaktadır. Sınıf mücadelesinin canlı pratiğinden uzak duran ve bu mücadelenin her aşamasında ona önderlik etmeyi temel bir görev olarak görmeyen bir siyasal çizginin “devrimci önderlik” iddiasının somut bir karşılığı yoktur. Sınıflar mücadelesi, soyut olgular üzerinden değil, somut çelişki ve sorunlar üzerinden şekillenir. Kimi zaman iktisadi talepler, kimi zaman savaş politikalarının yarattığı yıkım, kimi zaman grev yasakları vb. bu gündelik mücadelenin somut sorunları olarak işçi ve emekçilerin karşısına çıkar. Bu mücadeleler içerisinde pişmemiş bir işçi sınıfının kendi yıkıcı gücünü görebilmesi, bir iktidar gücü haline gelebilmesi olanaklı olmadığı gibi, ‘şans’ eseri eline geçen iktidar gücünü de elinde tutabilmesi olanaklı değildir. İşçi ve emekçilerin kitlesel örgütleri olan sendikalar içerisinde çalışmayı önemli kılan da bu olgudur.

Sendikalar içerisinde çalışmayı önemli kılan bir başka olgu ise, sendikaların bugün büyük oranda burjuvazinin denetim aracı olarak iş görüyor olmasıdır. Kimi ‘aydınlanmacı’ çevreler, bu olguyu sendikalardan uzak durmanın gerekçesi olarak görmektedirler. Oysa burjuvazi, diğer araçların yanı sıra, sendikal bürokrasi eliyle işçi sınıfını dizginlemekte, işçi ve emekçilerin örgütlü mücadeleye atılmalarını engellemektedir. KÇB programında “İşçi sınıfının bir parçası olan kamu emekçileri, örgütsüzlüğün, sermaye işbirlikçisi gerici-kontra sendikalar ile icazetçi-uzlaşmacı sendika bürokratlarının kuşatması altındadır” denilerek, hem sendikalar içerisinde çalışmanın gerekliliğine vurgu yapılmakta ve hem de bu çalışmanın hedeflerine değinilmektedir.

‘Devrimci sınıf sendikacılığı’ kavramı

Sendikalar içerisinde çalışmak, sınıf devrimcilerini reformist-liberal akımlardan ayıran temel bir unsur değildir. Bugün çeşitli renkleriyle reformist parti ve örgütler sendikalar içerisinde çalışmalar yürütmektedirler. Sınıf devrimcilerini reformist-liberal sol akımlardan ayıran temel olgu, sendikalar içerisindeki çalışmasını devrimci amaçlar üzerinden şekillendirmesidir. KÇB programının 1. Bölümü’nün “A- Genel Amaç ve İlkeler”  başlığı altında, altıncı paragrafta “KÇB, sendikalara alternatif bir örgütlenme değil, devrimci sınıf sendikacılığı temelinde sendikaları da işçi sınıfının mücadele örgütleri olarak yeniden inşa etmeyi amaçlayan ileri ve öncü bir sınıf inisiyatifidir” denilmektedir. Aynı bölümün “B- Örgütlenme ve Mücadele İlkeleri” başlığı altında “2- Sendikal İlkeler” alt başlığının birinci paragrafında ise şöyle denilmektedir: “KÇB, devrimci sınıf sendikacılığı çizgisini benimser. ‘Devrimci sınıf sendikacılığı’ kavramından, tarihsel özü ve biçimiyle ‘sınıf sendikacılığı’nı anlar. Fakat, ‘sınıf sendikacılığı’ iddiasını ileri sürmekle birlikte, bu kavramı devrimci özünden kopartan, sınıf mücadelesini sendikal mücadeleye indirgeyen veya işçi sınıfının iktidar mücadelesine bağlamayan akımlarla ayrım noktalarını ortaya koymak üzere ‘devrimci sınıf sendikacılığı’ kavramını tercih eder.”

Görüleceği gibi KÇB, “devrimci sınıf sendikacılığı” kavramını, “sınıf sendikacılığı”ndan bir kopuş olarak değil, aksine onun tarihsel özüne sahip çıkmak üzerinden ileri sürmektedir. Bugün ‘sınıf sendikacılığı’ kavramı, gerek sendikal bürokrasi ve gerekse de reformist sol akımlarca, devrimci özünden koparılmış bir biçimde ileri sürülmekte ve kullanılmaktadır.  EMİS kapsamındaki metal işçilerinin grevinin yasaklanması ve sonrasında yaşanan gelişmeler, “sınıf sendikacılığı” söylemini sözde ‘rehber’ edinmiş reformist-liberal solun işçi sınıfı içerisindeki konumlanışını gözler önüne seren son örneklerden biri olmuştur. Metal işçilerinin grevine az çok ilgi gösteren EMEP, KP, DİP gibi reformist-liberal akımlar, grev yasağı karşısında işçileri tok bir tutumla sendikal bürokrasiyi aşmaya, inisiyatifi eline almaya ve fiili grevi sürdürmeye çağıramadıkları gibi, işçilerin onayını almadan sözleşmenin imzalanmasına da tutum almamışlar ve dahası, saat ücretlerinde 10 kuruşluk farkla imzalanan sözleşmeyi bir kazanım olarak sunmuşlardır. Hal böyle olunca, sözleşme sonrasında çeşitli fabrikalarda yaşanan işçi kıyımlarında da işçilere söyleyecek sözleri kalmamıştır. 23 Mayıs 2012 grevi de kamu emekçileri açısından benzer bir örnektir. Reformist akımlar, milyonları saran grevin sürdürülmesi yönünde tutum almadıkları gibi, KESK’in greve sırtını dönüp hakem kuruluna katılmasına da tutum almamışlardır. KESK’i bu tutuma yönelten de bizzat bu reformist gruplar olmuştur. Kamuda yaşanan ihraçlar karşısında da durum farklı değildir. İhraç edilen onbinlerce emekçiyi direnişe çağıran tek bir açıklamaları olmadığı gibi, yargı, diplomasi ve ekonomik yardım ekseninde emekçileri oyalama yolunu tutmuşlardır.

KÇB programında “Sendikal İlkeler” başlığı altında, devrimci sınıf sendikacılığı kavramını ele alan birinci paragraftan sonraki paragraflarda, bu kavramın somut sorun ve olgulara uyarlandığı görülmektedir. Bu paragraflarda, grevlere yaklaşım, sendikal mücadelenin ana ilkeleri, mücadele ve dayanışma ilişkisi, gerici sendikalara ve sendikal bürokrasiye karşı tutum vb. ele alınmakta, devamında ise sendikaların iç işleyişine ilişkin hedefler ortaya konmaktadır.

Yazı dizimizde KÇB programını ana hatları ile ele almaya çalıştık. Kuşkusuz, sınıf mücadelesi içerisinde hayata uyarlanmayan en iyi programlar bile raflarda tozlanmaya mahkumdur. KÇB programının hayata geçirilmesi ve KÇB’nin kamu emekçileri hareketinde kendisinden beklenen rolü oynayabilmesi ise ısrarlı bir devrimci pratiğin ortaya konulması ile olanaklıdır.