Kamu Çalışanları Birliği: İhraçlara karşı direniş mevzilerine!

Kamu Çalışanları Birliği (KÇB) son KHK’larla devam eden kamu emekçilerine yönelik saldırılara karşı direniş çağrısı yaptı.

Sermaye devletinin OHAL kapsamında son olarak çıkarttığı KHK’larla binlerce kamu emekçisinin ihraç edilmesinin ardından Kamu Çalışanları Birliği (KÇB) yazılı açıklama yayınlayarak kamu emekçilerine, ihraç edilen emekçilere ve KESK’e çağrı yaptı.

“İhraçlara karşı direniş mevzilerine!” başlıklı açıklamada KESK’in OHAL saldırılarına karşı pratiği eleştirilerek hızla “İhraç Edilen ve Açığa Alınan Emekçiler Kurultayı” örgütlenmesi çağrısı yapıldı.

“Kurultayda direnip direnmemek değil direnişin yeri, biçimi, araçları ve kapsamı tartışılmalıdır. Kurultay, ihraç edilmiş ve açığa alınmış tüm emekçilere, belirlenmiş olan direniş mevzilerinde birleşmeleri için çağrı yapmalıdır” denilen açıklamada, kurultay örgütlemek için emekçilere de çağrı yapıldı.

Açıklamanın tamamı şu şekilde:

Kamu emekçilerine, ihraç edilen emekçilere ve KESK’e çağrımızdır:

İhraçlara karşı direniş mevzilerine!…

 

6 Ocak Cuma günü ilan edilen 679, 680 ve 681 sayılı KHK’lar ile 3500’e yakını kolluk güçlerinden olmak üzere toplam 8400 kamu çalışanı mesleklerinden ihraç edildi. Böylece bugüne kadar çıkartılan KHK’larla ihraç edilen kamu çalışanlarının sayısı 92 bini buldu. Söz konusu KHK’lar ihraçlarla sınırlı değil. Çok sayıda muhalif derneğin ve spor kulüplerinin de içinde yer aldığı 83 dernek kapatıldı, özel güvenliklere silah taşıma ve kullanma yetkisi verildi, ihraç edilen koruculara geri dönüş kapısı açıldı.

15 Temmuz darbe girişiminden bugüne çok sayıda KHK yayınlandı. Hepsi de emekçi düşmanı, kural ve yasa tanımaz ve esasta toplumsal muhalefet öğelerini ezmeyi hedefleyen KHK’lardı. Peş peşe yayınlanan bu son KHK’lar da böyledir. AKP ciddi bir direnişle yanıtlanmamış olmanın konforuyla bir yandan sistematik olarak tasfiyelere devam ediyor, öte yandan da ülke ve toplumun kaotik bir hayat sürmesi pahasına kendi siyasal geleceğini garantileyecek yeni düzenlemelere yöneliyor. Dışarıda; saldırganlık ve savaş, içeride; şovenizm, ‘başkanlık’, muhalif avı, tasfiye, tutuklama, sansür, manipülasyon ve eğitim başta olmak üzere toplumsal hayatın her alanında giderek yaygınlaştırılan din filtresi…

Neredeyse her gün yeni bir siyasal, toplumsal ve kültürel kriz konusuyla doldurulan toplumsal gündem içerisinde muhalif kamu emekçilerine dönük kıyımlar da araya sıkıştırılarak sessizce geçiştirilmeye çalışılıyor. Kıyımların güçlü direnişlerle yanıtlanmamış olması AKP’nin elini daha da kolaylaştırıyor. Elbette az sayıda olsa da direnen emekçiler var. 60 gündür Ankara’da ve son birkaç gündür Malatya ve Bodrum’da direnişe geçen emekçiler bir parça da olsa bu sessizlik fesadını kırma umudu yaratıyorlar. Peki ya geriye kalanlar ve KESK ne yapıyor?

Darbe girişiminden ve hatta Şubat genelgesinden bugüne saldırının birinci ve öncelikli hedefi olan KESK, bütün bu saldırı dalgası karşısında şimdiye kadar dişe tırnağa dokunur bir tutum ortaya koyamamıştır. Yönetimlerdeki bürokratik ve uzlaşmacı zihniyet güçlü saldırılar karşısında çareyi direnişte değil, diplomaside, göstermelik açıklamalarda ve içini doldurma iradesi göstermediği eylem programlarında buldu. Klasikleşen bildirileri, mücadele kararlılığından yoksun bölge toplantıları, göstermelik basın açıklamaları, iptal edilen mitingler vb… Sonuç olarak ve gelinen yerde üyeler tarafından KESK’e dönük açık bir güvensizliğin oluştuğu bir tabloyla karşı karşıyayız. Koca koca eylem programlarının kuşa çevrilmesi ve direnme iradesini açığa çıkarmaya dönük hiçbir somut adımın atılmamış olması, KESK’e ve bağlı sendikalara dönük güvensizliğin büyümesinin temeli olmuştur.

Emekçilerin direnişini örgütleyelim

Geride bıraktığımız aylar; KESK ve bağlı sendikaların bürokratları ile reformist grupların izlediği ve KESK’e hakim kıldığı çizgiyi pratik sonuçlarıyla mahkum etmiştir. Diplomasiyle çözüm arayışı, düzen yargısından beklenen umut, aracılarla sorun çözme girişimleri, ürkek eylemler vb. hiçbiri saldırıları engellemeye yetmemiş aksine AKP’yi cesaretlendirmiştir. Dahası izlenen çizgi, ihraç edilen veya açığa alınan emekçilerde direnme eğilimini de zayıflatmış, ümitlerin kırılmasına hizmet etmiştir. Buna rağmen üye tabanında, özellikle saldırıların birinci muhatabı olan açığa alınmış-ihraç edilmiş KESK üyelerinde dikkate değer bir direnme eğilimi hala da vardır. Sorun direnme isteğinin fiili bir tutuma dönüştürülüp genelleştirilebilmesindedir. Açık ki artık direnişin örgütlenmesi sorunu KESK ve bağlı sendikaların bürokratlarına bırakılabilecek durumda değildir. Onlar direnme isteğinden de iradesinden de yoksundurlar. Bu yönüyle ihraç edilen emekçiler ve sessizce sırasını bekleyenler kendi göbeğini kendileri kesmekle karşı karşıyadırlar. Somut olarak şunu demek istiyoruz; yapılan çeşitli toplantılarda defalarca önerilen ancak bir türlü KESK’in gündemine almadığı “İhraç Edilen ve Açığa Alınan Emekçiler Kurultayı” hızla örgütlenmelidir. Kurultayda direnip direnmemek değil direnişin yeri, biçimi, araçları ve kapsamı tartışılmalıdır. Kurultay, ihraç edilmiş ve açığa alınmış tüm emekçilere, belirlenmiş olan direniş mevzilerinde birleşmeleri için çağrı yapmalıdır. Direniş mevzilerinde yerini almayan ve bireysel çözüm yolunu seçen emekçilerle her türlü maddi dayanışma ilişkisinin kesileceği ilan edilmeli, direnen emekçilerle dayanışma tutumu geliştirilmelidir. Mücadeleye dair her türlü karar direnen emekçiler tarafından alınmalı sendikalar bunun gereklerini yerine getirmelidir.

Şimdiye kadar yapılmış onca çağrıya rağmen sendika bürokratları sanki gerçek bir çözümmüş gibi maddi dayanışmaya indirgenmiş bir bakışı öne alıyor ve sendika aidat oranlarını artırmayı çözüm olarak sunuyorlar. Onlar için mesele ihraç edilen binlerce üyenin direnişini örgütlemek değil, bir şekilde mali sorunlara çözümler üretebilmektir. Saldırıların önü alınamadıkça kitlesel üye kayıpları yaşanmaya devam ediyor ve bu çözümler de kısa sürede eskiyor, çözümsüzlüğü derinleştirmekten başka bir sonuç üretmiyor. 6 Ocak ihraçlarından sonra da direnişi örgütlemek yerine aynı yolu tercih ediyorlar.

Kuşkusuz geçekleşecek bir Kurultay hiçbir biçimde KESK’in sorumluluğunu azaltmaz ve şimdiye kadar yapmadıklarının yükünü hafifletmez. Tersine böyle bir Kurultay, KESK açısından hem bir özeleştiri zemini hem de kendi tabanı ve toplumsal muhalefete karşı güven bunalımını gidermek için yeni bir imkan demektir. Ciddi bir hazırlığın ürünü olarak gerçekleşebilecek böylesi bir Kurultay ve onun ürünü fiili direniş, tüm topluma yönelmiş bunaltıcı saldırı dalgasını kamu emekçileri cephesinden kırmanın olanaklarını yaratabilecektir.

İhraç edilen ve açığa alınan emekçiler başta olmak üzere, tüm öncü ve ilerici kamu emekçilerine sesleniyoruz:

Binlerceyiz ve birleştiğimizde ülkenin dört bir köşesinde direniş mevzileri yaratabiliriz. Bunun yapılabileceğini direnen emekçi kardeşlerimiz bize göstermiştir. Vakit kaybetmeden ve sendika bürokratlarının oyalamalarına da kanmadan kendi göbeğimizi kendimiz kesmeli, “İhraç Edilen ve Açığa Alınan Emekçiler Kurultayı”nı örgütlemek ve direniş mevzilerimizi yaratmak için yan yana gelmeli, sendikalarımızı da önümüze katacak bir mücadeleyi açığa çıkarmalıyız. İşimize dönmenin ve kıyımları durdurmanın tek yolu bu olduğu gibi, kamu emekçileri hareketini ayağa kaldırmanın ve KESK’i hak ettiği konuma taşımanın tek yolu da budur.

Kamu Çalışanları Birliği (KÇB)
8 Ocak 2017