Demiryolu özelleştirmeleri köleliği arttırdı, kazaların önünü açtı

Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) Genel Sekreteri İshak Kocabıyık özelleştirmelerin sonrasında demiryollarında çalışan işçilerin daha ağır koşullarda çalışmaya zorlandığını bunun da “kazaları” arttırdığını belirtti.

Demiryollarında “Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleşmesi Hakkında Kanun”un ardından altyapı ve işletmeciliğin ayrılmasıyla başlatılan özelleştirme süreci işçi ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını ağırlaştırırken, iş güvenliği ihmallerinin de önünü açılmasına yol açtı.

Özelleştirme ile kazalar arttı

Gazete Duvar’dan Serkan Alan’a konuşan Birleşik Taşımacılık Sendikası (BTS) Genel Sekreteri İshak Kocabıyık şu bilgileri verdi: “TCDD bünyesinde bitirilemeyen projelerle yol bakım çalışmalarıyla birlikte çalışan tren sayısı çok düşmesine ve trafiğin olmamasına rağmen kazaların oranında azalma görmüyoruz. Bu tren sayısına göre kaza oranlarının arttığı anlamına geliyor. Özelleştirmenin hem ekonomik hem de hukuki boyutunu hâlâ hazırlıyorlar ve bu yaşanan mağduriyetlerin nedeni budur.”

Demiryollarında özelleştirmeler nasıl başladı?

1995 yılının ardından Dünya Bankası ve IMF’nin desteğiyle Kamu İktisadi Teşebbüsü (KİT) olan TCDD’nin (Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları) yapısının değiştirilerek altyapı ve işletmeciliğin birbirinden ayrıldığını belirten sendikacı, ‘yeni statünün emek mücadelesine ve kazanılmış haklara gölge düşürdüğünü’ anlattı.

Özelleştirmelerin ardından çalışanların statüsünde aynı işi yapmalarına rağmen değişiklikler olduğunu belirten Kocabıyık, artan iş kazalarına ‘özel sermaye destekli taşeron sisteminin’ neden olduğunu belirtti.

“Daha kaliteli ve ucuz bir ulaşım olmayacak”

2013 yılında yapılan “Türkiye Demiryolu Ulaştırmasının Serbestleşmesi Hakkında Kanun” değişiklikleriyle demiryolları altyapı ve işletmecilik olarak ikiye ayrıldı. Bu yıl itibariyle de iki ayrı yapı olarak resmi faaliyete başladı. Özelleştirmelerin kaynak transferi olduğunu ve kârını üst düzeye çıkarmaya çalışan sermayeye demiryollarının açıldığını belirten sendikacı, “Et ve Balık Kurumu da özelleştirilmişti, sonra ne oldu? Öncesinde daha sağlıklı ve ucuz olacak dendi ama ikisi de olmadı. Demiryolları açısından da bu geçerli. Hiçbir zaman daha kaliteli ve daha ucuz bir ulaşım olmayacak” dedi.

“Özelleştirme istihdamı engelliyor”

Birimlerin birbirinden ayrılmasıyla bazı çalışanların gereksiz görüldüğünü ve istihdam dışı bırakıldığını aktaran Kocabıyık, “Özelleştirme bütün dünyada olduğu gibi örgütsüzlük, kuralsız çalışma ve düşük ücretleri olanaklı kılmaktadır. Demiryollarındaki sonucu da böyle olacaktır” dedi.

İki yıl önce Çetinkaya’da yaşanan tren kazasının nedeninin gereksiz görülen tren şefi eksikliğinden kaynaklandığını belirten Kocabıyık şöyle devam etti, “Tren şefi dediğimiz unvan, trenin sürülmesi ile ilgili değil ama yol alırkenki durumuyla ilgili, güvenliğinden sorumluydu. Yük trenlerinden bunu kaldırdılar. Biz karşı çıktık ve tren güvenliğine zafiyet olacağını, yükün treni kullanan makinist arkadaşlara yükleneceğini söyledik. Uyarılarımıza denk düşen ve hiç de memnun olmadığımız kazalar ortaya çıktı. Tren şefi olmadığı için sorumluluk güvenlikle ilgili bir kişiye yüklenmiş oldu. Bu unvanların trafikten ayrılması özelleşme ile geldi.”

Taşeronluk, köleliği pekiştiriyor ve kazaların önünü açıyor

TCDD’nin 10 yıl önce kendi yaptığı işlerin önemli bir kısmını son süreçte taşeron şirketlere devrettiğini belirten Kocabıyık demiryolu işlerinin tecrübe gerektirdiğini söyledi. Kocabıyık, “24 saat boyunca çalışmanın sürdüğü bir yapıda işçi ücretlerinden kısmak için asgari ücretle birisini çalıştıramazsınız” dedi.

Devletin taşerona bağlı çalışanlar adına sorumluluk almadığını belirten Genel Sekreter iki yıl önce Adana-Mersin bölgesinde yaşanan kazayı aktardı: “Trenimiz durması gerekirken bir işçi minibüsüne çarptı ve 12 kişi hayatını kaybetti. Karayolu ile birleşen bariyerli bölgede trenin geleceğini haber vermesi gereken çalışanımız uyumuş. Arkadaşlarımızı taşeron firma çalıştırıyor. Taşeron orada çalışan işçilere 12 saat ve cumartesi pazar tatili vermeden çalıştırırım demiş. Bir insanın 12 saat her gün çalışması mümkün değil. İki işçi aralarında anlaşmışlar ve 24 saat birisi 24 saat de birisi çalışmaya başlamış. 12 saat çalışmak bile zorken 24 saat çalışan personelin uyuması ve  bunun sonucunda da büyük kazanını olması neredeyse olağan. Bütün suçu o çalışana nasıl atabiliriz? Onu hazırlayan koşulların tartışılması ve ortadan kaldırılması gerekiyor.”