Komün barikatlarında kadınlar

Paris Komünü’nün, kuşatma altında yaşam ve savunma savaşımı verdiği 72 günlük iktidar döneminde imza attığı dönüşümler, aldığı ancak hayata geçirmeye fırsat bulamadığı kararlar toplamı işçi sınıfı diktatörlüğünün bu ilk nüvesinin politik ve pratik başarılarını oluşturduğu kadar yetersizliklerini ve hatalarını da barındırıyordu.

Tarihte kadın hareketleri-3

Fransa’da 1870 yılı; ikinci imparatorluğun 1857 ve 1867 iktisadi bunalımların ağır iktisadi etkilerinin yol açtığı siyasi ve toplumsal sonuçlarla boğuşmasına tanıklık ediyordu. Bu süreçte gelişen sınıf mücadelesi grevlerle büyüyor, bu mücadele içerisinde işçi sınıfı kendi örgütlülüklerini yaratıyordu. İşçi sınıfının mücadelesi ulusal sınırları aşıyor, “enternasyonal” her ulustan işçi sınıfının birliğini sağlıyordu. İmparatorluğun kurtuluş yolu olarak gördüğü Fransa-Prusya Savaşı sonu hazırlayacaktı. Elbette bu savaş, sona giden yolu döşeyen taşlardan sadece biriydi ve denebilinir ki; ayırt edici tek özelliği, oluşan toplumsal öfkeyi açığa çıkarıcı itici rolüydü.

Fransız işçi sınıfı, 1871 yılında, savaşın ağır yenilgisi altında imparatorluğu deviriyordu. Sürece yönetimi burjuvazinin temsilcilerine bırakacak denli hazırlıksız yakalansa da güçlerini toparlaması zaman almayacaktı. Ulusal savunma hükümetinin ihanetleri karşısında ulusal muhafızı örgütleyecek ve ikili iktidarın baş gösterdiği bu döneme 18 Mart ayaklanması ile Paris’in denetimini ele geçirerek son verecekti. Fransız işçi sınıfı, 1789 burjuva devriminin üç renkli bayrağının gölgesinden sıyrılarak Lyon barikatlarında akan kanlarının kızıllığını bağışladıkları bayrağın altında artık kendi sınıf çıkarları için dövüşüyorlardı. Kızıl bayraklarını dalgalandırarak yükselttikleri bu savaşımda Paris Komünü’nü inşa ederek iktidarı ele geçiriyorlar ve Marks’ın tabiriyle “göğü fethe” çıkıyorlardı.

Komüncüler’in içinde bulundukları tarihi günlerde yaptıkları hatalar ve düşmanın kuşatması yenilgiyi kaçınılmaz kılıyordu. Marks’ın ayaklanmadan önce yaptığı temkinlilik çağrıları boşuna değildi, ancak dövüşene selamda gecikmemiş, yenilgisi ya da zaferiyle işçi sınıfı tarihine deneyim bırakacak bu ayaklanma tüm sosyalist-devrimcilerce sahiplenilmiş hatta Komün barikatlarında omuz omuza saf tutulmuştu. Mücadele yoluna bir kere çıkılmış, barikatlar kurulmuştu, bundan gayrısı insanlık onurunun barikatlarda tabi tutulduğu bir sınavdan ibaretti. Ve tarih; Fransız işçi sınıfı ile birlikte her ulustan sosyalistlerin bu sınavdan alınların akıyla çıktığını kaydedecekti.

Birbirleriyle boğaz boğaza verdikleri savaşın ardından işçi sınıfının iktidarına karşı birleşen Prusya ve Fransız ordularının sayısal ve niteliksel gücü altında Komüncüler fiziksel açıdan yenilecek ancak Komün, bilimsel sosyalizm adına ortaya çıkardığı sonuçlar bakımından zafere ulaşacaktı. Pere-Lachaise Mezarlığı’ndaki duvar önünde kurşuna dizilmek üzere zincirlenmiş ardı ardına sıralanarak yürütülen Komünarlara bir pencerenin seyrinden adanan Enternasyonal Marşı ise işçi sınıfının tok sesinde yankı bulacaktı.

Komün barikatlarında kadınlar

Paris sokaklarında kurulan barikatlarda işçi sınıfı kadın-erkek, çocuk demeden bir bütün olarak dövüşüyordu. 1800’lerin başından farklı olarak Komün barikatlarında kadınların örgütlü birliği de sağlanıyordu. Kadınlar Birliği’nde örgütlü Parisli işçi kadınlar Komün barikatlarında dövüşüyor, yaralıların tedavilerini üstleniyor, cephe gerisinde görev alıyordu. 18 Mayıs’ta “Emekçi Kadınlar Federasyonu”nu kuracak delege seçimlerine katılım çağrısı yapılıyordu. Bu örgütlenmelerin her bir aşamasında kadın öncüler sorumluluklar alıyor ve erkek komünarcılar ile birlikte bir bütün olarak Paris Komünü’nü savunuyorlardı.

 “Paris’in savunulması ve yaralılara yardım için Kadınlar Birliği”nin kurucularından olan ve aynı zamanda büyük bir toprak sahibinin kızı olan Yelizaveta Dimitriyeva Tomanovski; 1870’a kadar Rusya’da yaşamış ardından ise Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde bulunmuştu. En son Fransa’ya gelerek buradaki mücadelenin bir parçası olarak, Uluslararası İşçi Derneği’ne bağlı olarak Kadınlar Birliği bünyesinde 11 Nisan’dan 14 Mayıs’a kadar 24 genel toplantı düzenleyen Dimitriyeva, kendi kurdukları barikatlarda kahramanca çarpışan kadın müfrezesi içerisindeki her bir komünarcı kadın gibi Komün için dövüşecekti. Her ne kadar yaşamı mücadeleyle geçse de Komünün yenilgisinin ardından Rusya’ya kaçacak ve sürgün hayatında siyasal yaşantıdan uzaklaşarak kendi halinde bir yaşam kurma yoluna gidecekti. Böyle olsa da Dimitriyeva’nın adının hala bugün anılıyor olması onun siyasi yaşamdan kopuşundan çok Komün günlerinde gösterdiği örgütçü kimliğinin açığa çıkardığı başarılı sonuçlardan ötürüdür. Bu bakımdan tarihte ender rastlanan öncü örgütçü kadınlar arasında adı saygıyla anılmaya hak kazanmıştır.

Louise Michel ise Komün öncesi ve sonrasıyla hayatını mücadeleye adamış kadınlardandır. Komün günlerinde “Kadınlar Birliği”ni örgütleyenler arasında yer almış bunun yanı sıra kadın meslek okulları ve laik yetimhaneler ile ilgili girişimlerde bulunmuştur. Louise Michel’ın Komün’de özel bir isim olarak öne çıkaran olgu ise Paris’i silahsızlandırmaya ve kuşatmaya gelen birlikleri karşılayan 18. ilçe güvenlik komitesini Ferre ile birlikte yöneten isim oluşudur. Komün günlerinde Louıse Michel’in bir kadın olarak oynadığı rolü ise Komün’ün yenilgisi ardından askeri savcının Michel’e yüklediği suçlardan rahatlıkla görebiliriz:

 “18 Mart’ta General Lecomte ve Clement Thomas’ın tutuklanmalarında suç ortaklığı yapmak, ‘onları bırakmayın!’ diyerek öldürülmeleri eylemlerine katılmak, 19 Mart’ta Belleville ve Villette mahallelerinin silahlandırılması sorumluluğunu üstlenmek, bu eylemler sırasında ulusal muhafız üniforması giymek; Komün’ün ilan edilmesinden sonra Moralisation des ouvrieres par le travail (Kadın İşçilerin Çalışarak Ahlaklı Yaşaması Komitesi) sekreteri olarak Comite Centrale de ı’union des Femmes’i (Kadınlar Birliği Merkez Komitesi) kurmak; komün’ü Versailles güçlerine karşı savunmak söz konusu olduğunda, kadınlar arasında sağlık hizmeti veren ambülansçı, barikatlarda dövüşecek savaşçı, hatta yangınlar çıkarmak üzere kundakçı bölükleri örgütlemek. .... Devrim Kulübü başkanı olarak 18 Mayıs’ta alınan mahkemelerin kapatılması, ibadet özgürlüğünün yasaklanması, rahiplerin tutuklanması, Blangui’nin serbest bırakılmasına kadar her 24 saatte Versailles tutuklularından birinin kurşuna dizilmesi kararlarına katılmak; Issy, Clamart ve Montmartre çatışmalarında bilfiil yer almak.”

Genel olarak anarşist düşünceleri paylaşan ve yayan Michel, Komün’ün yenilgisinin ardından defalarca ölüm cezalarına çarptırılmış, son olarak 1886’da kamuoyu baskısıyla mahkûmiyeti kısaltılarak serbest bırakılmıştır. Duvarların arasından özgürlüğüne kavuşan Michel, yazılarıyla, konferanslarıyla mücadelesini sürdürmeye devam etmiştir, Komün’ün anılarını diri tutmayı başarmıştır.

Kadınlar için Komün

Paris Komünü 72 günlük kısa yaşamı boyunca işçi ve emekçiler için birçok düzenlemeye imza atıyordu. Bunlar arasında fırıncılar için gece çalışmasının yasaklanması, dinsel tarikat okullarının kapatılması, patronların ücretler üzerindeki ceza ve kesinti uygulamalarının yasaklanması, kiracıların ödemelerinin altı ay geciktirilmesi vs. sayılabilir. Tüm bunlar içerisinde kadınlara yönelik uygulamalarda hayata geçirildi. Savaşta ölen federelerin dul ve yetim aylıklarının ödenmesi, evli olan ve olmayan kadınlarla, meşru olan ve olmayan çocuklar arasında hiçbir ayrım gözetilmemesi, ilkokul öğretmenlerinin aylıklarının yükseltilmesini öngören uygulama ile birlikte ilk olarak erkek ve kadınlar arasında eşit ücretin ilan edilmesi gibi olumlu bir dizi adım atılmıştır. Komün müfrezelerinde yönetici olarak rol oynayan kadınlara Komün seçimlerinde oy hakkı verilmemiş olması Komünarlar’ın dönem içerisindeki politik yetersizlikleri ile açıklanabilir ancak. Paris Komünü’nün, kuşatma altında yaşam ve savunma savaşımı verdiği 72 günlük iktidar döneminde imza attığı dönüşümler, aldığı ancak hayata geçirmeye fırsat bulamadığı kararlar toplamı işçi sınıfı diktatörlüğünün bu ilk nüvesinin politik ve pratik başarılarını oluşturduğu kadar yetersizliklerini ve hatalarını da barındırıyordu.

Sonuç yerine...

Paris Komünü Komünist Manifesto’nun yolunda yürüyerek işçi sınıfı diktatörlüğünü sosyalizmin bilimsel sonuçlarına katmayı başarmıştı. Bundan sonra dost düşman sınıfın gücünü ve yapabileceklerini görmüş, sınıfın iktidara uzanan nasırlı ellerini boğazlarında hisseden burjuvazi de bileklerinin gücünün farkına varan işçi sınıfı da sınıf savaşımında silahlarını bilemeye devam edecekti.

Paris Komünü’nün ardından 46 yıl sonra Rusya topraklarında işçi sınıfının iktidara uzanan yolundaki mücadele Lenin’in yükselttiği “Bütün iktidar Sovyetlere!” şiarında somutlanıyordu. Devrimci kalkışmanın fitilini ise Rus işçi kadınlarının “ekmek ve gül” talebiyle sokakları doldurması tutuşturacaktı.

(Kızıl Bayrak, 22 Şubat 2013 / Sayı 08)