Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ölümsüzdür!

Türkiye Komünist İşçi Partisi (TKİP) Yurtdışı Örgütü, Alman proletaryası ve sosyalizmin seçkin önderleri Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledilişlerinin 97. yıldönümünde devrim ve sosyalizm için devrimci seferberliği büyütme çağrısında bulundu. TKİP-Yurdışı Örgütü'nün bildirisini sunuyoruz...

Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht:

Adları kapitalist sömürüye, emperyalist savaşa ve oportünizme karşı mücadele çağrısıdır!

 

“Sıkı durun, kaçmadık, yenilmedik... Çünkü Spartaküs ateş ve ruh demektir, yürek ve can demektir, proleter devrimin iradesi ve eylemi demektir. Çünkü Spartaküs zafer özlemini, sınıf bilinçli proletaryanın mücadele azmini temsil etmektedir... bunlar elde edildiği zaman, biz ister yaşayalım, ister yaşamayalım, programımız yaşayacaktır ve kurtulan halkların dünyasına egemen olacaktır. Her şeye rağmen!” (Karl Liebknecht)

Alman devrimi ile özdeşleşmiş, Alman proletaryasının ve sosyalizmin iki seçkin önderi Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’i tam 97 yıl önce yitirdik. İkisi de aynı anda yakalandı. İkisi de Freikorps adlı katliam örgütü mensupları tarafından sorgusuz sualsiz ve kafalarına arkadan tüfek dipçiği vurularak alçakça katledildiler. Yakalanma ve alçakça katledilmeleri emrini sosyal-demokrat İçişleri Bakanı işçi (!) Noske vermişti.

“Her şeye rağmen görev başında, bir sokak çatışmasında ya da darağacında can vermek isterim” demişti Rosa Luxemburg. Yaşamı gibi ölümü de gönlüne göreydi Rosa’nın. Gerçekten de sokak ortasında ve görev başında karşılamıştı ölümü.

Dikkate değer olan, bu iki seçkin komünistin yitirilişi ile Alman Kasım Devrimi’nin yenilgisinin üst üste düşmesiydi. Yerleri doldurulamazdı ve doldurulamadı. Rosa ve Karl’ın yitirilişi, Lenin’in deyimi ile, sadece Alman proletaryası ve devrimi için değil, uluslararası proletarya ve dünya devrimi için de büyük bir kayıptı.

Hiç kuşkusuz Alman devriminin yenilgisi ile bu birikimin yitirilişi tesadüfü bir gelişme değildi.

SPD ve 4 Ağustos ihaneti

Alman Sosyal-Demokrat Partisi Bebel’leriyle, baba Liebknceht’leri ve Karl Kautsky’leriyle II. Enternasyonal’in göz bebeği ve temel direğiydi. Dört milyonu aşkın oyu, parlamenter alandaki zaferleriyle, 110 milletvekili, dev gibi sendikalara sahip oluşu ve on binlerce üyeden oluşan örgütü ile tüm ülkelerdeki partilerin gözlerini kamaştırıyordu. Alman partisine ve önderlerine, en çok da Karl Kautsky’ye büyük bir hayranlık duyuluyordu. Sadece örgütlülüğüne değil, teorik düzeyine de büyük bir saygınlık vardı. SPD’nin Enternasyonal içinde öylesine bir saygınlığı vardı ki, diğer ülke partilerince otoritesi öylesine tartışmasızdı ki, bu partilerin iç işlerine hakem olarak müdahale etmesi isteniyordu.

SPD’nin tüm ülkelerin komünistlerinin gözünü boyayan bu şaşaalı ve tumturaklı durumu bir tek Rosa Luxemburg’u etkilemiyordu. O başından itibaren SPD’nin, gerçekte Kautsky tarafından büyük bir ustalıkla gizlenen teorik ve pratik bir yozlaşma içinde olduğunu, gün be gün koflaştığını düşünüyor, çeşitli vesilelerle, günü geldiğinde bunun kendisini şiddetli biçimde dışa vuracağını ileri sürüyordu. Nitekim böyle oldu.

4 Ağustos 1914 günü Kautsky liderliğindeki SPD, Vatan Savunması adına Alman emperyalizminin savaş bütçesini onayladı. Bir tek Karl Liebknecht aleyhte oy kullandı. SPD, devrim ve sosyalizm davasına tam olarak ihanet etmişti. Oportünizm artık sosyal-şoven bir nitelik kazanmıştı. Bu utanç verici tutum Enternasyonal bünyesindeki tüm partiler içinde de benzeri bir karşılık buldu, toptan bir çöküşe neden oldu.

Oportünizme ve emperyalist savaşa karşı tutum

Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in tüm yaşamları, sınıf işbirliği çizgisi ile kendisini ifade eden SPD içindeki oportünizme karşı sürekli bir mücadele ile geçti. Rosa gelişkin teorik kapasitesi ile daha başından, SPD’ye egemen oportünizmi emperyalizmle ilişkilendirdi, oportünizme karşı mücadele ile emperyalizme karşı mücadeleyi birleştirdi. Bu konuda en somut desteği ise Karl Liebknecht’ten aldı. Alman tekelci burjuvazisinin militarist politikalarına ve adım adım yaklaşmakta olan emperyalist savaşa karşı omuz omuza mücadele ettiler.

Özellikle Rosa, Enternasyonal kongrelerinde Lenin’le birlikte emperyalist savaşa karşı tutarlı bir tutum belirlemek amaçlı paha biçilmez çabalar ortaya koydu. Alman ve diğer partileri sarıp sarmalayan oportünizmi amansızca teşhir etti. Yoldaşı Karl Liebknecht ile birlikte Alman emperyalizminin sinsi savaş hazırlıklarını deşifre ettiler. Her kongrede ödünsüz biçimde savaşa karşı devrim çağrısı yaptılar. Bu yüzden defalarca tutuklandılar, hapisler yattılar. Alman tekelci burjuvazisinin ve sosyal-şoven bir nitelik kazanan SPD’nin düşmanlığını kazandılar.

Kapitalizm hızlı bir gelişme kaydetmiş, tekelci bir nitelik kazanmıştı. Yani emperyalizm aşamasına ulaşmıştı. Ne var ki, yüzyılın daha ilk çeyreğinde yıkıcı bir bunalımın içine yuvarlandı. Bunalım derinleşti, savaşları tetikledi. Bunu devrimler izledi. İlk meyvesi ise çağa damgasını vuran sosyalist Ekim Devrimi oldu.

Devrim beklenen bir ülke de Almanya idi. Özellikle 1919 yılından itibaren Almanya boydan boya ardı arkası gelmeyen devrimci kaynaşma ve kalkışmalara sahne oldu. Kimi yerlerde işçi ve asker konseyleri kuruldu. Kiel’de denizciler ve Liman işçileri isyan ettiler. Münih’te işçi, asker ve çiftçi konseyleri kuruldu. Bavyera Cumhuriyeti ilan edildi. Ne var ki ve ne yazık ki beklenen devrim gelmedi.

Gelmedi, zira, işçi sınıfı devrim için hazır değildi. Rosa ve Karl Liebknecht’in önderliğini yaptıkları Spartakistler işçi sınıfının ancak çok azınlık bir bölümünü harekete geçirebiliyorlardı. İşçi sınıfını devrime hazırlamak ve başlayan devrimi zaferi ulaştırmada olmazsa olmaz olan parti için çok gecikilmişti. İşçi sınıfı ana gövdesi ile SDP’nin etkisi altındaydı. Devrim kaybedildi. Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht’in katledilmesi kaybedilmiş devrime vurulan son darbe oldu.

Zaman yeniden devrimden yana akıyor

Günümüzde insanlık yeniden bir bunalımlar, savaşlar ve devrimler dönemine girmiş bulunuyor. Bugünkü bunalım geçmiştekilerden daha kapsamlı, daha derin ve daha şiddetli bir bunalımdır ve atlatılamıyor. Bu ise bir kez daha emperyalist ve gerici savaşları tetikliyor. Nüfuz mücadeleleri iyiden iyiye kızışmış, tüm bu savaşların akış yönü yeni bir emperyalist savaşa doğrudur.

Öte yandan, sadece geri ülkeler değil, en gelişmiş kapitalist ülkeler de proleter kitle hareketleri ile sarsılıyor. Bunu birbirini izleyen halk isyanları tamamlıyor. Her yerde kapitalizm sorgulanıyor. Sosyalizm yeniden insanlığın yakıcı özlemi haline geliyor. Yüzyılın başındaki gibi yerküremizde yine devrimci kaynaşmalar var. Zaman yeniden yavaş ama emin adımlarla devrime akıyor. Şimdi devrim zamanıdır. Şimdi Rosa Luxemburg’un oldukça veciz sözlerini hatırlamanın ve hatırlatmanın tam zamanıdır:

“Devrimin kaybedeceği zamanı yok, devrim hala açık duran mezarların üzerinden, ‘zaferlerden’ ve ‘yenilgilerden’ geçerek kendi büyük hedeflerine doğru fırtınalar içinde yürüyecektir. Uluslararası sosyalizm için mücadele edenlerin ilk görevi, devrimin gereklerini ve rotasını bilinçle izlemektir.”

Aynı anlama gelmek üzere sınıfı devrim için hazırlamak ve kavgaya bu kez tam zamanında, devrimi zafere taşıyacak olan devrimci parti silahını kuşanmış olarak girmektir. Her alanda ve her bakımdan devrime hazırlıklı olmaktır.

Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht ölümsüzdür!
Kahrolsun emperyalist saldırganlık ve savaş!
Yaşasın proletarya devrimi ve sosyalizm!
Yaşasın proletarya enternasyonalizmi!

TKİP Yurtdışı Örgütü
Ocak 2015