Yaşamın yarısından kavganın yarısına...

25 Kasım’ın ön haftalarında; her türlü şiddete maruz bırakılan, emperyalist savaşlarda el konulan, çocuklarıyla birlikte köle gibi satılan, fuhuş sektörüne pazarlanan Şengalli, Suriyeli, Kürdistanlı kadınların yaşadıkları vahşete dikkat çekiyor, kendi kaderlerini ve geleceklerini mücadeleyle çizmeye çalışan, Kobanê’de kendi güçlerine dayanarak elde ettikleri kazanımları savunan, ellerinde silah onlara dayatılan tecavüze, katliamlara başkaldıran Kürt kadınlarını selamlıyoruz.

Artık ne elma var öykünüzde ne de Havva
Saçlarından sürüklenen köleler de değilsiniz
Adınız Afrodit ya da Ayşe

Ne fark eder
Yeterince ezildiniz

Siz fabrikada şalter
Makine önünde alınteri

Siz harmanda sarı toprak
Arıda oğul

Sevdada türkü
Ve siz Avrupalı, Asyalı, Uzak Doğulu

Tüfekte mermi, tetikte parmak
Düğünde halay başı

Gün oldu
Bin hüzünle yazıldı adlarınız analık defterine

Gün oldu
İşlendi aşklarınız oyalı mendillere.

Şiirdi, öyküydü, romandı yaşam
Ve siz hep vardınız

...

 

Sömürünün, eşitsizliğin ve baskının kol gezdiği dünyada, çifte ezilmişlik yaşayan, gericiliğe kurban verilen, şiddete maruz kalan ve tüm bunlar yaşamlarının çok doğal parçaları olarak kabul edilen kadınlar, gericiliğe karşı direnişin, şiddete karşı mücadelenin, katliam ve kıyımlara karşı savaşın içerisinde de doğal olarak hep vardı ve var olmaya devam ediyor.

Ulusal bağımsızlık savaşlarından, proleter devrim süreçlerine, ekonomik temelli taleplerden, siyasal istemlere, gündelik olarak yaşamının bir parçası haline getirilen şiddete, gericiliğe karşı kadınlar direnişin özneleri olageldiler.

Burjuva devrimlerine tanıklık eden 1789 Fransa’sında “Giyotine gitme hakkımız varsa, söz söyleme hakkımız da olmalı” diyen burjuva kadın liderleri, mecliste temsil, seçme ve seçilme, boşanma hakkı için mücadele ediyor ve bunun sonucunda toplumsal yaşamda kazanımlar elde ediyordu. Aynı dönemde ekmek ihtiyacını dahi karşılayamayan ücretlerle çalıştırılan kadın işçiler ise kitlesel bir şekilde “Ekmek Ayaklanmaları”nda yerlerini alıyorlardı.

Patronların her evi birer atölyeye çevirerek emek güçlerini azgınca kasalarına akıttığı işçiler 1831 yılında “Ya çalışarak yaşamak ya dövüşerek ölmek” diyerek tekrar ayaklanıyordu. Kadın, erkek, çocuk tüm Lyon halkı barikatların başında yer alarak, burjuvaziye karşı cesurca savaşıyordu.

1840’lı yıllar Almanya’sında ağırlıklı kız çocukları ve kadınların çalıştığı Silezya dokuma fabrikalarında “Sizsiniz tüm sefaletin kaynağı, Ezen bütün yoksulları, Sizsiniz kapmaya uğraşan, Ağızlardaki son kuru ekmeği.” şiiriyle direnişin fitilini ateşleyenler, kendilerini açlık ve sefalete iten patronların lüks villalarına saldırıyor, fabrikalardaki makineleri parçalayarak öfkelerini dışa vuruyorlardı. Silezya dokuma fabrikalarındaki ayaklanmanın başını kadın işçiler çekiyordu.

Günde 14 - 16 saate varan çalışma süreleriyle emek gücü azgınca sömürülen Newyork’lu dokuma işçileri ise 1857 yılında, 8 saatlik çalışma süresi talebiyle alanları dolduruyordu. 40 bini aşkın kadın dokuma işçisinin yer aldığı grevle görkemli bir direniş sergileniyordu.

1871’de ve yine Fransa’da işçi sınıfının burjuvaziye karşı elde ettiği en büyük kazanımlarından birisi olan Paris Komünü’nde, yani göğün fethinde kadınların ortaya koydukları direniş azmi, iradesi, örgütlü birliği çok önemli bir yer tutuyordu. 72 gün süren Paris Komünü’nde, “savaşta ölen federelerin dul ve yetim aylıklarının ödenmesi, evli olan ve olmayan kadınlarla, meşru olan ve olmayan çocuklar arasında hiçbir ayrım gözetilmemesi, ilkokul öğretmenlerinin aylıklarının yükseltilmesini öngören uygulama ile birlikte ilk olarak erkek ve kadınlar arasında eşit ücretin ilan edilmesi” gibi kadınlarla ilgili bir dizi adım atılmıştı. Bu 72 gün süren görkemli direniş ve büyük deneyimde kadınlar silahlı birlikler kurdular, barikatlarda çatıştılar.

Özgürlük için çarpan her yüreğe bir kurşunun düştüğü Paris barikatlarından sağ çıkabilmiş kadınlar ise karşı-devrim mahkemelerinde yargılanırken kendi haklarını, kurşunlarla öldürülme hakkını talep ediyorlardı.

Çarlık otokrasisinin yıkılmasında ter döken kadınlar ekmek ve gül talepleriyle Rus devrimine yürüyordu. Çarlığın sonu olan Şubat Devrimi’nin kıvılcımı, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’yle ilgili grev ve gösterilerle çakılıyordu.

Ve ilk köleleştirilen cins olan, tarihler boyunca çifte ezilmişlik yaşayan, toplumsal yaşamın hiçbir alanında eşit görülmeyen kadınlar işte buralarda; her türlü gericiliğe ve savaşa karşı mücadelede, barikatlarda, kendi sınıflarından erkeklerle eşitlenebildiler ve bunların sonunda gelen zaferlerde ancak eşitliğe kavuşabildiler.

 

Yaşamın yarısı olan kadınlar kavganın yarısı olmaya devam ediyor

Sosyal yıkım saldırılarına, toplumsal yaşamın dinci-gericilik temelinde şekillendirilmesine, doğa ve çevre tahribatına karşı gerçekleşen eylemlerde ve büyük Haziran Direnişi'nde sokakları dolduran kitlelerin büyük çoğunluğunu yine kadınlar oluşturuyordu. Haziran Direnişi boyunca kadınlar sokak çatışmalarında, Taksim barikatlarında yer aldılar, yasaklara, baskılara, şiddete, gericiliğe ve polis terörüne karşı alanlara çıktılar.

Bugün de Ortadoğulu kadınlar kendi geleceklerini çizmek için bir irade ortaya koyuyorlar. Kürt, Arap, Ezidi, Türk kadınlar, çifte ezilmişlik ve köleliğe karşı kendi kaderini, kendi geleceğini, insanlık onurunu eline alabilmek için Rojava’da direniyor. Emperyalizm destekli dinci-gerici, tecavüzcü IŞİD çetesine karşı Kobanê’de örgütlü birlikleriyle karşı koyuyor.

Kadına yönelik şiddetle mücadele günü olan 25 Kasım’ın ön haftalarında; her türlü şiddete maruz bırakılan, emperyalist savaşlarda el konulan, çocuklarıyla birlikte köle gibi satılan, fuhuş sektörüne pazarlanan Şengalli, Suriyeli, Kürdistanlı kadınların yaşadıkları vahşete dikkat çekiyor, kendi kaderlerini ve geleceklerini mücadeleyle çizmeye çalışan, Kobanê’de kendi güçlerine dayanarak elde ettikleri kazanımları savunan, ellerinde silah onlara dayatılan tecavüze, katliamlara başkaldıran Kürt kadınlarını selamlıyoruz.

Kartal EKK