Şimdi bir savaş var ya yüzyıllardır... - G. Umut

Şimdi bir savaş var ya dünyanın her yerinde, direnişe davet var. Bu davet karşısında örgütlü mücadelenin onuru gerek!

Balkan oldun-Trablus oldun
Kendi çiçeklerin ellerinle yoldun
Çanakkale oldun-seferberlik oldun

Dersimde koskoca Çarlığı durdurdun
Bir ağaç oldun halklar ormanında

Her savaş sonunda yeşermeden kurudun
Erzurum’da içilen yeminlere

Sivas’ta verilen sözlere uydun
Bekledin durdun kan ve barut içinde

Gördüğün düşleri hep hayra yordun”
(
Adnan Yücel, Ateşin ve güneşin çocukları)

Şimdi bir savaş var ya Kobanê'de. Hani ölümüne bir direniş sergiliyor ya Kürt halkı. Hani birer, onar, yüzer ölüm ve direniş toprağa düşüyor ya. Emperyalizm tüm vahşetiyle yeryüzünde cehennemi yaratmak için emekçileri sömürüyor, kadınları kullanıyor, tecavüz ediyor, öldürüyor. Pazarlara sürüp seçtirtiyor. Ortaçağ karanlığı, tüm heybeti ile ışık saçan her şeye düşman. Öyle kendi kendine büyümedi karanlık. Karanlığı besleyenler bir parça ışık satın almak için gökten önce üç elma düşürdüler. Ve bir öykü yazdılar.

Her öykünün bir kahramanı vardır, her kahramanın öyküsü. Kahramanlara ihtiyaç duyan toplumun kendi öyküsünü yazamayacağı gerçeğini heybemize alarak, yolları arşınlıyoruz.

Yolumuz Ortadoğu’ya, bu medeniyetler beşiğine, zulmün ve kanın ama aynı zamanda direnişin topraklarında bir karanlığa çıkıyor. Bu karanlık IŞİD çetesi, gecenin sadece bir parçası. IŞİD, İslam’ın 1500 yıl önceki hali olarak tanımlıyor "cihad"ının amacını. İslam'ın öncesine dönmek demek ilk çıkış zamanlarına tekabül ediyor. Türbeler, camiler, ibadet araçlarının olmadığı dönemler. Irak’ta ve Suriye’de Hıristiyan, Şii, Alevi, Ezidi, Sünni, Türkmen, Arap ve Kürtleri, binlerce insanı katlediyor, kadınlara tecavüz ediyor, kurulan köle pazarlarında esir alınan insanlar satılıyor ve topraklarından göçe zorlanıyor. Savaş ve toprak paylaşımı tüm emekçileri karanlığı altına alıyor, ancak kadınları iki kat etkiliyor. Unutmadan hatırlamakta fayda var, 90’larda Bosna Hersek’te 20 binin üzerinde kadın tecavüze uğradı. Tecavüz kadınlara karşı egemenlerin elinde en büyük silah. Bugün Kobanê'de kadınlar IŞİD karanlığına karşı ya intihar ediyor ya da savaşıyor. Emperyalistlerin desteklediği IŞİD çetesi Kürt kadınları tarafından öldürüldüklerinde cennete gidemeyeceklerini düşünüyorlar. Onları korkutan kadınların ötesinde topyekûn olarak direnen bir halk ve örgütlü duruşu. Vahşetin iki katına maruz kalan kadınlar için direnişin ve savaşmanın onuru açısından doğrusal bir orantı da iki kat daha fazla oluyor.

Artık ölümün kol gezdiği coğrafyada kan göllerinin orta yerinde bir direniş destanıdır yazılan ve IŞİD çetesinin canavarlarına cennet yüzü göstermeyecek olan. Savaşın soğuk ve sıcak yüzünün yere sürüldüğü bir rüzgar “zulmün ve zehrin” terini hafızalara ektiği anda topraktan dirilen bir kadın savaşçıdır Arin. Dağların kekik kokusunu bedenine sarıp da IŞİD çetesinin karargahında patlayan...

Kod Adı: Arîn Mîrkan
Adı Soyadı: Dilar Gencxemîs

Doğum Yeri: Afrîn
5 Ekim 2014 tarihinde Kobanê’de ölümsüzleşti.”

Heybesinde Beritan’ın, Zilan’ın, Dilan’ın yani coğrafyasında ölümsüzleşen kadın savaşçıların kokusunu taşıyor. Ölümler ve hikayelerin ortasında “ateşin ve güneşin çocukları” kendi tarihlerini yazıyor gayri resmi bir dille. Heybesinde amazon kadın savaçıların sınırsız sahipliği ile. Biz dilsiz, sınırsız, sınıfsız bir dünyanın savaşçıları tanık oluyoruz tarihin düştüğü kayda. Resmi ile olmayanın, görünen ile gerçeğin savaşı arasında bir halk tüm kesimleri ile savaşıyor karanlığa karşı. Ve kazanıyor! Başka bir karanlığın gölgesinde olma gerçekliğini yani emperyalizmin kendisini, görütüsüne kurban verip yine de öne çıkardığımız savaşma halini önemsiyoruz.

Zamanın çağrısını rüzgarına ekleyen bir başka kadın savaşçı Maria. “Adı Maria, Ukrayna Donetskli, şu an Kobanê’de.” Özlem, Dilan, Zindan, Umut, Erdan, Dilgeş, Sipan, Welat, Demhat, Ehmed, Selahaddin... Adını yazmadığımız onlarca kadını erkeği, çocuğu yaşlısı ile zulmün ve zalimin karşısında elinde silah savaşmanın onurudur Kobanê.

Emperyalistlerin sınırsızlaşan sömürüsünün ve vahşetinin karşısında direnişin sınırsızlığı duruyor. Hani sınırsızlığın dünyasında var olmanın savaşı ya komünist olmanın onuru. Hani fırtına kopmadan önce rüzgarı parmakları ile yoklayan denizci tetikliğinde hissetme, hazırlanma, eli kolu bağrında sadece tarifleme değil de değiştirme. Ve tam da bundan kaynaklı zulmün karşısında direnen bir halkı desteklemek ile emperyalizmle kol kola girildiğinde sonrasında yaşanacaklara ilişkin hep emekçilerin çıkarlarını gözetmek sadece komünistlere has bir onurdur! Emperyalizm, verdiği silahların ve desteğin karşısında bugüne kadar savaşmış bir halkın geleceğine göz dikiyor. Arin’in, Vahap’ın, Paramaz’ın, Selaaddin’in, Kader’in yani bugüne kadar ölümsüzlüğe yürüyen ‘yoldaşlarımızın’ inançlarına paha biçiyorlar.

***

Şimdi bir savaş var ya Filistin'de... O silahların doğrulttuğu coğrafyanın bir başka parçasından, Filistin’den Rafeef Ziadah’nin “Çocuklarınıza nefret etmeyi öğretmeyi bırakırsanız, her şeyin düzeleceğini düşünmüyor musunuz?” diye soran bir İsrailli'ye cevap olarak yazdığı şiirden bir parça :

Biz Filistinliler, onlar son gökyüzünü de işgal ettikten sonra hayatı öğretiyoruz.

Biz hayatı öğretiyoruz, onlar yerleşimler ve ırkçılık duvarları inşa ettikten sonra, son gökyüzünden sonra. Biz hayatı öğretiyoruz, bayım!” diyen uzun ve etkiliyeci şiirinin başka bir kısmı daha bugüne ışık olan:

Ve size söyleyeyim, BM kararlarınız hiçbir zaman buna çare olmadı.

Ve hiçbir demeç, aklıma gelen hiçbir demeç, İngilizcem ne kadar iyi olursa olsun!

Hiçbir demeç… hiçbir demeç… hiçbir demeç…

Hiçbir demeç geri getirmeyecek ölüleri!

Hiçbir demeç bunu düzeltmeyecek.

Biz hayatı öğretiyoruz, bayım!

Biz Filistinliler, her sabah dünyanın geri kalanına hayatı öğretmek için uyanıyoruz, bayım!!”

Çocuklarına hayatı öğreten Filistinli kadın savaşçı Dalal Mograbi devrimden ve kendi güçleri dışında hiçbir güce güvenmemeleri gerektiğini anlatıyor kitabında. Bugün zulme karşı savaşan herkese dünyanın sınırlarla çizilen resmiyetinde sınırsız bir gülüşle haykırıyor Filistinli kadınların bedenleri: “Tüm engellere, savaşa ve ölüme ve erkeklerin muhalefetine karşın Filistinli kadının kurtuluş mücadelesine katılacağını yazın. Bu çok önemli, bu devrime inandıkları ve çocuklarına da inanmayı öğretecekleri anlamına gelir. Kadınların olmadıkları bir devrimin geleceği de olmayacağı anlamına gelir.” (“Geri döneceğiz” adlı kitaptan...)

***

Şimdi bir savaş var ya Paraguay’da.. “Bir kadın, kabile üyeleri tarafından ‘cadılık’ yaptığı gerekçesiyle oklarla vurulmanın ardından canlı canlı yakılarak öldürüldü. Olayla ilgili dokuz kişi cinayetle suçlanıyor. Öldürülen 45 yaşındaki Adolfina Ocampos adlı kadının 'cezasını' Tahehyi köyündeki kabilenin lideri Mbya Guarani verdi. Cinayetle suçlanan kabile üyelerinin, kadının öldürdüklerini inkar etmedikleri bildirildi.”

Şimdi bir savaş var ya İran'da. Reyhaneh Jabbari 26 yaşındaki bir kadın kendisine tecavüz etmeye çalışan adamı öldürdüğü için asılarak idam edildi. Tüm heybeti ile mahkeme salonunda hala da inançlı bir nebze adaletsizliğin adaletine. Kendinden önce öldürülen, yaşayarak ölüme mahkum kılınan, taşlanan, sünnet ettirilen kadının kaderini boynuna astığından bu yana öfkenin, kinin, savaşın sınırsızlığına tanık oluyoruz.

Şimdi bir savaş var ya Burkina Faso'da. “Yeryüzünün lanetlileri” sokaklarda, alanlarda 27 yıldır süren iktidara öfkelerini haykırdılar. Yeşil üniformaları ile ordu el koyarken hükümete, onlarca emekçinin dizginlenemez direnci sahte sınırlar aynı hikayeler ile anlatılıyor.

***

Şimdi bir savaş var ya hani özel olan mülkiyetin sahipleri ile mülkiyeti üretenlerin arasında, yüzyıllardır. Sınırsız bir şekilde dünyanın her yerinde, zamanı kuşanma çağrısı altında, sorumluluk isteyen, örgütlülük gerektiren. An’ın hareketliliği veya hareketsizliğine aldırmadan zamanı kuşatma çabasını soluksuz harcayan, sokakta devrimci faaliyette kurşunlanan, zindanlarda “üzerine gelen kurşunları paylaşan”, “milyonlarca emekçinin haklı davası uğruna” bedenini ölüme yatıran, sabah akşam demeden fabrikaları arşınlayan, işgal eden, bir enerji çok daha fazla gerekiyor şimdi. Kobanê’de, Şengâl’de Ortadoğu ve dünyada tek kurtuluşun “mülksüzleştirenleri mülksüzleştirmek” olduğunu anlatmak için.

Anılarını kırbaçlıyor insanlık büyük bir pervasızlıkla.. Kaybettiği oyuncaklardan müze yapan bir adamın duyarsızlığında karşı pencerenin camına çarpan yağmur damlacıklarından, ellerine sinen kokudan, sokakları yangın yerine çeviren öfkeden bir haber... Dünyaya açılan penceresinin ufkunda coğrafyalara, kara parçalarına sınırlarını haykıran bir kan gölüne davet var! Bu davet karşısında doğru bildiği yolda yürümenin cüreti gerek...

Şimdi bir savaş var ya dünyanın her yerinde, direnişe davet var. Bu davet karşısında örgütlü mücadelenin onuru gerek!