Özgürlüğün ölümsüz kelebekleri - K. Ehram

Özgürlüğün en nadide örneği sosyalizm bu emekçi, bu devrimci, bu ana, bu sevgili, bu yoldaş, bu kardeş kadınların güller yakışan fakat daha bir gül dalına uzanamadan savaş alanlarında çatlayan ellerinin hatrına ve o ellerin aşkına kurulacaktır!

Belki de bize en yakın şey ölüm,
fakat biz yine de haklı olan her şey için savaşacağız.

Maria Mirabel

Üç savaşçı kadın: Maria, Patria, Minerva.

Belki adlarını hala bilmeyenlerimiz vardır. Oysa bu üç isim emekçi kadınların mücadelesi için çok şey ifade ediyor. Kavganın o en kızıl, en yürekli, en sevdalı yarısındaki bu üç kelebek yaşamın yarısı olan kadınlara hayat mücadelesinde ikinci sırada olmadıklarını, “yiğit” olmanın erkek demek olmadığını, kavganın bilek değil yürek işi olduğunu anlatıyor!

Yalnızca kadınlara mı anlatır ve öğretir Mirabel Kardeşler peki? Onlar karanlıklarda ışıksız kalmış, onmaz yaralarına merhem arayan hangi yüreğe su serpmezler ki? Mesela özgürlüğe susamış kim varsa yeryüzünde, kim “eşitlik!” diye haykırıyorsa dünyanın bir köşesinde yahut adaleti arayan kimlerin karşısına zalimlerin köhne duvarları bir aşılmaz engel gibi dikilmişse işte orada bu üç isim, bu üç kız kardeş, bu üç savaşçı kadın, yani Mirabel Kardeşler yaşıyor demektir!

Baskı, zulüm ve açlık dolu, infaz dolu, işkence dolu, tecavüz dolu, kuduz köpekler gibi üzerimize saldıran katiller, arsızlar ve barbarlar dolu bu karanlık günlerde insanlığa Mirabel Kardeşler’in adını hatırlatmak umut ve cesareti hatırlatmakla eş değerdir.

İşte bu yüzden çaresizleştirilmiş, yalnızlaştırılmış, susturulmaya çalışılmış, ezilmiş, tehdit edilmiş, horlanmış tüm yüreklere onların adını hatırlatmak gerekir. Onların adını hatırlatmak gerekir aşağılanmış, yok sayılmış, kanı aymaz yarasalar gibi tepelerine üşüşmüşlere su olmuş, çektiği cefa iblislere sefa diye sunulmuş tüm boynu büküklere. Emeği avuçlarının arasından sinsice çalınmış, alınteri hayasızların masasında içkiye meze edilmiş, bir avuç ekmeği bol yemekli zengin sofralarına katık diye konulmuş bütün dünya emekçilerine onların adını hatırlatmak!

 

Kelebeğin ömrü ne kadardır?

Uğruna savaşılması gereken her şey için feda ettikleri ömürleriyle bu üç kelebek yaşamın ve ölümün anlamı üzerine felsefenin çok ötesinde somut, elle tutulur, gözle görülür berrak bir gerçekliği öylesine sade anlatıyorlar ki…

Önemli olan sert kabuğunun içinde kendini koruyup yüzlerce yıl bir kaplumbağa gibi yaşamak ve yapayalnız ölmek değildir kendine “insanım!” diyen için, fakat rengarenk çiçeklere sevdalanıp kanatlanan ve ne kadar uçarsa o kadar çok diyarın rüzgarını kanadında taşıyan bir kelebek gibi kısa da olsa özgürce yaşayabilmektir!

Bu açıdan bakıldığında kelebeklerin ömrü yaşadıkları birkaç güne sığmıyor, onların uçtukları her karış toprakta filizlenen her tohuma, kondukları her çiçeğe, içtikleri her su damlasına temas eden yaşamları birlikte uçtukları her kelebekle katlanan bir sonsuzlukla ancak ölçülebiliyor…

İşte Dominik Cumhuriyeti’ndeki Trujillo diktatörlüğü tarafından tecavüz edilerek katledildikleri 25 Kasım 1960 tarihinden bu yana ne zaman bir kelebek kanat çırpsa uçsuz bucaksız ovalar ve dağlar boyu orada Mirabel Kardeşler özgürlüğe uçmaya devam etmektedir. Ve coğrafyanın neresinde olursa olsun kelebekler kondukça adı henüz konulmamış çiçeklerin üzerine insanlığın “kelebekler”i olarak tarihe kendilerini miras bırakan Mirabel Kardeşler yaşamayı ve kendi topraklarında verdikleri destansı mücadelenin gücünü dünyanın öbür ucuna kanatlarında taşımayı sürdürecektir.

Bencilce, kendisinden başka kimsenin acısını dert etmeksizin, kendisinden başka kimsenin mutluluğuna sevinmeksizin kabuğuna çekilerek yaşayan milyonlarca insandan hangisinin adı tarihe yazılıyor? Buna karşın bir kelebek misali kısacık ömürlerine mücadeleyi, inancı ve özgürlüğü sığdıran Mirabel Kardeşler’in tarih sayfalarına kazınan isimleri aslında gerçek ölümsüzlüğe ancak özgürlük için kanat çırpan kelebeklerin ulaşabileceğini gösteriyor.

 

Kardeşliğin anlamı

25 Kasım bir kardeşlik öyküsü üzerinde yükselir. Kardeşlik yaşam mücadelesinde bir ortaklık ve geleceğe dair umutları paylaşabilmektir. Esmer yanaklarından eksik etmedikleri sımsıcak gülümseme kıtalar, okyanuslar, adalar ve diktatörler aşarak bizlere devrimci yoldaşlarımızın selamının ne kadar sınır tanımaz olduğuna dair sarsılmaz bir bilgiyi sunan Mirabel Kardeşler kavganın enternasyonal kardeşliğinin de bir simgesidirler adeta.

Onlar kardeşliğin kan bağından çok öte bir şey olduğunu ortak düşmana karşı birlikte mücadele ederek ve ölümü birlikte göğüsleyerek göstermişlerdir. Trujillo diktatörlüğüne karşı olan Clandestina Hareketi öncüleri arasında bulunan Mirabel Kardeşler defalarca gözaltına alınır, hapse atılırlar. Pek çok defa mücadelelerinden vazgeçmeleri için, özür mektubu yazmaları için bire bir kendileri ile diyalog halinde bulunan diktatör tarafından davet görürler fakat onlar zalime karşı asla beyaz teslim bayrağını uzatmayacak, mücadelelerine ihanet anlamına gelen hiçbir zeytin dalını kabul etmeyeceklerdir. Bu kararlarda ortak hareket eder, tehlikeyi göze hep birlikte alırlar.

Diktatör Trujillo tarafından haremine katılmak istenen Minerva bu ahlaksız teklifi hiçbir zaman kabul etmez. Özgürlük istemleri ve diktatörlüğe başkaldırılarından dolayı katledilen üç kız kardeş işte böyle bir yaşam, böyle bir mücadele ve birbirine hep destek olup asla ihanet etmeyen böylesine bir kardeşlik öyküsü ile tüm özgürlüklerin ve kadınların sembolü haline gelmiştir.

Mirabel Kardeşler’in katledilmesi diktatörün de sonunu hazırlar, tıpkı kendi tuzağına kendisi düşen akılsız bir avcı gibi… Olaydan bir yıl sonra diktatörlük yıkılır. 1981 yılında öldürüldükleri gün olan 25 Kasım'ı “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edilir.

 

Kelebek avcılarından hesabı direnen kadınlar soracak!

Kadına yönelik şiddete karşı bu şiddetin kaynağı olan kapitalizme karşı toplumsal bir devrim için erkeklerle omuz omuza mücadele veren kadınlar direnişin ve sokakların özgürleştirici gücüyle her gün karşılaştıkları şiddete, ayrımcılığa ve ezilmişliğe karşı başları dimdik durarak erkek egemen kafalı burjuvaziyi titretmeye devam etmektedirler. Özellikle Mirabel Kardeşler’in uluslararası bir anlam taşıyan anısı üzerinden yükselen 25 Kasım direniş ruhunu kuşanarak, işçi ve emekçi kadınları şiddete, baskıya ve sömürü düzeni kapitalizme karşı savaşmanın ve örgütlenmenin yoğunlaşmış ve çok özgül bir çağrısıdır.

Tiranların saltanatını Dominik’te Mirabeller nasıl salladıysa Kürdistan’da Zilanlar ve Arinler, Türkiye’de Haticeler ve İdiller ile dünyanın dört bir yanında daha ismi bilinmeyen nice savaşçı kelebekler sallamaya devam etmektedir. Kadına yönelik ucuz iş gücü olarak çalıştırılma, ev içi ücretsiz kölelik ve her türden ekonomik sömürü, taciz, tecavüz, psikolojik baskı ve işkence tarihi bir üst aşamaya taşıyacağımız günlerde silinip gidecektir. Bizler de ölü kelebeklerimizin kırık kanatlarının hesabını her dilden ve renkten emekçi kadınlarımızla buluştuğumuz mücadele saflarında hep birlikte soracağımız günler gelene değin gözyaşlarımızı yüreklerimize akıtacak ve kelebeklerin kızıl mücadele bayrağını yükselteceğiz.

Ve özgürlüğün en nadide örneği sosyalizm bu emekçi, bu devrimci, bu ana, bu sevgili, bu yoldaş, bu kardeş kadınların güller yakışan fakat daha bir gül dalına uzanamadan savaş alanlarında çatlayan ellerinin hatrına ve o ellerin aşkına kurulacaktır!