Kapitalist üretimde kadın iş gücü

Sermaye sınıfının sömürü politikaları, sosyal hak gaspları, kadının üzerine bırakılan yükümlülükler ile kadın işçilerin yaşadığı çifte sömürü kapitalist sistemde süreklidir. Sadece sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda görünümde dönemsel değişimler göstermektedir.

Dünyanın her yerinde kadınların iş yaşamına katılımı kapitalizmin yaşadığı süreçlerle paralellik göstermektedir. Sanayinin gelişmesi, kapitalizmin ilerleyişi, savaş dönemleri, kriz süreçleri kadınların iş yaşamına adım atmaları, kitlesel katılmaları, iş yaşamının dışında kalmaları gibi sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Türkiye açısından da kadın işçilerin çalışma yaşamına adım atmaları, kitlesel katılmaları veya iş yaşamının dışında kalmaları kapitalizmin gelişimi, kriz ve refah dönemleri, ülke içinde veya dışında yaşanan savaşlar ve belli siyasal olaylar ile bağlantılı olarak şekillenmiştir ve şekillenmektedir.

Kadın iş gücünün yedek iş gücü olarak şekillendirilmesi ve düşük ücret politikasına maruz kalması karşımıza çıkan en temel iki sorun alanıdır. Sermaye açısından kapitalist üretimi planlamada yedek iş gücü ordusu, işsizlik, düşük ücret vb. olgular olmazsa olmazlardır. Yedek iş gücü ordusu, işsizlik, düşük ücret vb. ile tüm işçiler baskı altına alınmakta, iş gücünün değeri düşürülmekte, sömürü politikaları daha rahatından hayata geçirilmektedir.

Öte yandan ataerkil dönemin veya sınıflı toplumun başlamasıyla birlikte kadınların toplumsal yaşamda ikinci cins haline getirilmesinin kapitalist topluma bıraktığı kötü bir miras var. Toplumsal bir şekilleniş, kadın ve erkeğin çalışma yaşamı da dahil toplumun her alanında farklı konumlanışı, sözde bir toplumsal işbölümü var. Tüm bunlar kapitalist toplumda kadın iş gücünün şekillendirilmesinin etkenleridir.

Kadın iş gücü çalışma yaşamının içerisine çekilirken yedek iş gücü olarak tariflenmektedir ve kadınların yedek iş gücü olduğu, toplumsal bir bilinç haline getirilmektedir. Marx, Kapital’de yedek iş gücü ordusunu tanımlarken, yedek iş gücünün kapitalist üretim tarzının varoluşunun bir koşulu olduğunu vurgulamaktadır. Sermaye, “ihtiyaca göre göreve çağrılıp sonra terhis edilebilen” yedek iş gücünü de kendisine göre planlamakta, politikalar üretmektedir. Kadınlar da yedek iş gücü ordusunun temel bir ögesidir ve işsizlik ile kadın sorunu arasında organik bir bağ bulunmaktadır.

Türkiye açısından son yıllarda istihdamda bir yandan kadın işçi sayısı artarken, kadın işçi oranının az olduğu sektörlerde kadın işçilere yönelik istihdam politikaları üretilirken, diğer yandan kadın işçileri çalışma yaşamının dışında bırakacak, çocuk ve ev arasına sıkıştıracak, sömürüyü katmerleyen paketler oluşturulmakta, yasa değişiklikleri yapılması hedeflenmektedir. Özel olarak belirtmek gerekir ki, amaç kadınların, üretim süreçlerine daha fazla katılması değil, kadınların yöneltildiği işlerde daha fazla kâr dürtüsüyle sömürü oranlarının arttırılmasıdır.

Marx’ın ücret teorisini incelediğimizde ücretin belirlenmesinin tam rekabete ve yedek iş gücü ordusuna dayandığını görürüz. Yedek iş gücü ordusu ve sürekli kılınan işsizlik ile baskı altına alınan iş gücünün maliyeti düşürülmekte ve sonucunda sermayedarlar daha fazla artı-değer elde etmektedir. İşçiler, emeklerinin karşılığını alamamaktadır. Bunun yanı sıra kadın işçiler bir de aynı işi yaptıkları erkek işçilerden daha düşük ücret almaktadır. Diğer yandan, düşük ücrete sadece ele geçen ücretin daha az olması sınırında bakmamak gerekiyor.

Bütünlüğü içerisinde baktığımızda; eşit işe eşit ücret alamamak, daha düşük ücret uygulamasının olduğu sektörlere yönlendirilmek, sigortasız-kayıt dışı çalıştırılmak, genelde sendikasız olarak çalışmak ve sosyal haklardan yararlanamamak, kreş vb. hakların uygulanmaması, mesai ücreti verilmemesi veya eksik yatırılması, yıllık izin kullandırılmaması, kimi işyerlerinde servis-yemek gibi olanakların sağlanmaması, vergi kesintisi vb. boyutları da ücret içerisinde düşünmeliyiz. Her sektörde -hatta sendikalı işyerlerinde dahi- farklılıkları olsa da kadın işçiler düşük ücret uygulamasına maruz kalmaktadır.

Kapitalist toplumda, toplumsal görevlendirilmeler baki tutulmuştur. Bunun nedeni, toplumun en küçük yapı taşı olan ailenin korunmasına dayanarak, özel mülkiyet düzeninin sürdürülmesidir. Belli yükümlülüklerin kadın üzerinden çözülmesi sermayenin bu alanlara yatırım yapmak zorunda olmasını ortadan kaldırmaktadır. Örneğin çocuk bakımını düşünürsek, büyük oranda kadın üzerinden çözülmektedir, sermaye kreş vb. ihtiyaçlara yatırım yapmak zorunda kalmamaktadır. Evde çalışanların ertesi günü işe hazırlanması, evde varsa yaşlıların bakımı, okul yaşındaki çocuklarla ilgilenilmesi sorumlulukları kadın üzerinden çözülmektedir. Böylece sermaye çocuk ve yaşlı bakımından yemek yapımına, çamaşır ve bulaşık yıkanmasına kadar “ev işlerine” toplumsal çözümler oluşturmaktan, dolayısıyla maliyetten kurtulmaktadır. Sonuç olarak işçi ailesi kendi ücretinden harcama yapmakta, tüketim daha canlı kılınmakta ve kadın iş yaşamının dışında kalmaktadır. Çocuk bakımı, temizlik, ev işleri, yemek vb. yükümlülüklerin kadın üzerinden şekillendirilmesi, meslekte ev işlerinin uzantısı işlerle iş gücü piyasasına girmesi ve bugün hâlâ belli meslek dallarına kadın iş gücünün yönlendirilmesi, yarı zamanlı çalışma gibi güvencesiz ve esnek çalışma biçimleri sermayenin bütünlüklü bir politikasıdır.

Sermaye sınıfının sömürü politikaları, sosyal hak gaspları, kadının üzerine bırakılan yükümlülükler ile kadın işçilerin yaşadığı çifte sömürü kapitalist sistemde süreklidir. Sadece sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda görünümde dönemsel değişimler göstermektedir. Kısacası sermaye sınıfı kadın işçilere şunu demektedir: “Sana ihtiyacım olduğunda sömürü çarklarının arasındasın, ihtiyacım kalmadığında işsizliğin baş aktörüsün. Sen benim yedek iş gücümsün, böyle olduğunu bilerek davran ve sana verdiğim ücrete boyun eğ. Tüm bunlarla birlikte asla unutma ki sen aslında çocuğuna bakmakla, evin işlerini ve yemeği yapmakla yükümlü bir kadınsın.”