Kadına yönelik şiddetin son bir yılı

AKP iktidarının tırmandırdığı gericilik, baskı ve yasakların doğal bir sonucu olarak kadın üzerindeki şiddet daha da artmaktadır. Öyle ki, kadın cinayetleri her geçen gün artış sergilerken, kadına yönelik uygulanan fiziki şiddet ise artık olağanlaşmaktadır. Gerek şiddete maruz kalan kadınların gerekse şiddeti uygulayanlar ile ilgili resmi kurumların şiddeti gizlenmesine rağmen, gerçek rakamların çok daha fazla olduğu biliniyor.

Kapitalist sistem tükendikçe, çürüme ve yozlaşma derinleştikçe kadına yönelik şiddet de artmaya devam ediyor. Kadına yönelik şiddet, en dar haliyle erkeğin kadına yönelik uyguladığı şiddet olarak algılansa da, bunun gerisinde kapitalist sisteme özgü ataerkil kültür, ondan bağımsız olmayan sömürü düzeni ve onun tüm kurumlarıyla ayakta kalmasını sağlayan devletin şiddeti vardır.

Bugün şiddeti fiili olarak uygulayandan öte, şiddetin asıl sorumlusu şiddeti yaratan düzenin kendisidir. Kadına yönelik fiziki şiddetin yanı sıra, kapitalist sömürü ilişkilerinin bir sonucu olarak ekonomik şiddet ve psikolojik şiddet de yaşanmaktadır.

 

Şiddet yaşamın her yerinde, her biçimde devam ediyor!

Bugün AKP iktidarının tırmandırdığı gericilik, baskı ve yasakların doğal bir sonucu olarak kadın üzerindeki şiddet daha da artmaktadır. Öyle ki, kadın cinayetleri her geçen gün artış sergilerken, kadına yönelik uygulanan fiziki şiddet ise artık olağanlaşmaktadır. Gerek şiddete maruz kalan kadınların gerekse şiddeti uygulayanlar ile ilgili resmi kurumların şiddeti gizlenmesine rağmen, gerçek rakamların çok daha fazla olduğu biliniyor. Buna rağmen 2014 yılının ilk on ayında yansıyan resmi rakamlara göre 236 kadın katledildi, 88 kadın tecavüze uğradı, 500 kadın şiddet gördü, 95 kadın ise tacizlere maruz kaldı.

Kadına yönelik şiddet, devletin izlediği politikalardan asla bağımsız değildir. Öyle ki, bırakalım kadına yönelik şiddeti engellemeyi, AKP gericiliğiyle yoğrulmuş, “kutsal özel mülkiyet”in ayrılmaz bir parçası olan “aileyi” korumayı amaçlayan, ama bu esnada kadını yok sayan, değersizleştiren yasalar bir bir yürürlüğe giriyor. Bu yılın haziran ayında yasalaşan Cinsel Suçlar Yasası’nın, kadınlara ve çocuklara karşı şiddetin önlenmesine dönük hazırlandığı söylense dahi, ihtiyaca yanıt vermenin ötesinde şiddet uygulayanların suçlarını hafifletici ögeler içeriyor. Yasada kadın cinayetlerine dair vurgu yer almadığı gibi, başta çocuklara yönelik cinsel istismar olmak üzere cinsel suçlarda, zamanaşımı kavramı yok sayılıyor. Dahası “fiilin ani olarak işlenmesi” gibi ne olduğu muğlak olan gerekçeye göre, ceza indirimi gündeme gelecek.

 

Kadın emeğinin değeri yok!

Sermaye sınıfının kuralsızca sömürüsü, kuşkusuz ki kadın işçileri çok daha derin bir şekilde etkiliyor. Egemenler, kadın istihdamının artışı ile her fırsatta övünüyorlar. Ancak kadının istihdama katılması, hiç de kadınlar payına pozitif ayrımcılık olarak gerçekleşmiyor. Tam tersine tümüyle yedek iş gücü olarak görülen kadın işçilerin güvencesiz ve kuraldışı çalışmalarından kaynaklanıyor. Yasaların artık “torbaların içine atıldığı” AKP iktidarı döneminde, her torbada kadınlara sunulan “müjde”ler, aslında genç ve ucuz işgücü ihtiyacına tekabül ediyor.

Aynı zamanda son Torba Yasa'yla ev işçilerine dönük düzenlemelerde var olan güvencesiz çalışmaya da yasal biçim veriliyor. Yasa, ev işçilerini aynı işverenle 10 günden az ve 10 günden fazla çalışanlar olarak ayırıyor. Eğer bir ev işçisi, aynı işverende bir ay içinde 10 günden fazla çalışıyorsa tüm sigorta haklarından yararlanıyor. 10 günden az çalışıyor ise, sadece iş kazası ve meslek hastalığı sigortasından faydalanabiliyor.

Tüm bunlar yaşanırken, kadınlar ucuz emek cenneti olan Türkiye’de diğer sınıf kardeşleri gibi katledilmeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Isparta Yalvaç’ta mevsimlik tarım işçilerini taşıyan aracın devrilmesinde olduğu gibi en sağlıksız koşullarda çalışan kadın işçilerin payına yine ölüm düşüyor. 2014’ün ilk 10 ayında 64’ü tarım emekçisi olmak üzere 101 kadın işçi hayatını kaybetmesi, bu tabloyu özetliyor.

 

AKP eliyle tırmandırılan gerici politikalar…

Kuşkusuz ki, egemen sistemin kadına biçtiği tarihsel rol, AKP’nin 10 yılı aşkın süredir izlediği gerici politikalarla pekiştiriliyor. Ağzını her açtığında kadınlara karşı saldırgan sözler sarf eden Tayyip Erdoğan’ı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam ve Bülent Arınç’ın söylemleri tamamlıyor. Etek boylarından kaç çocuk doğurulacağına, kahkaha atmama vaazlarına kadar...

Bu gerici zihniyet, toplumun bütününe sirayet ediyor. Kadını aşağılayan, yok sayan, değersizleştiren bir anlayış tüm topluma hakim kılınmaya çalışılıyor. Gericilik ve yozlaşma kolkola gidiyor. Bir yandan kadınlar küçük yaşlardan itibaren örtünmeye yöneltiliyor, okullarda kız-erkek çocuklarının yan yana oturmaları engelleniyor, öbür yandan toplum bir ahlaki çöküntünün içine sürükleniyor.

Son olarak ekleyelim ki, AKP’nin izlediği gerici politikalar, bölgede egemenlerin politikalarından bağımsız değildir. Bugün Ortadoğu’da egemenlerin hakimiyet kurmak için besledikleri ve büyüttükleri IŞİD çetesi tarafından binlerce Ezidi, Kürt, Türkmen kadın şiddete tecavüze uğramış, katledilmiş, köle pazarlarında satılmaya maruz kalmıştır. Her fırsatta bu gerici odakları destekleyen AKP iktidarı ve sermaye devleti de bu vahşetin bizzat ortağıdır.

 

Kadınlar direnmeye devam ediyor!

Kadınlar geride kaldığımız yıl içinde baskı, şiddet ve sömürü politikalarına karşı direnişi büyütüyorlar.

Kadınlar, 11 Mart Berkin Elvan’ın katledilmesinin ardından gerçekleşen eylemlerde, 1 Mayıs’ta, Soma katliamına tepki eylemlerinde, 31 Mayıs'ta Haziran Direnişi’nin yıldönümünde, 25 Eylül’den bu yana Kobanê için tüm coğrafyada gerçekleşen eylemlerde her türlü devlet şiddetine karşı direnmeye devam ediyorlar.

Greif’te olduğu gibi sadece sömürücü asalaklara karşı değil, devletin sınıfın direnişini boğmak için patronlarla gerçekleştirdikleri her saldırıya karşı direniş bayrağını yükseltiyorlar.