Kadın sorunu, reformizm ve görevler - D. Güneş

D. Güneş

İçinden geçtiğimiz döneme ilişkin değerlendirmeler ışığında “Her alanda devrime hazırlanıyoruz!” şiarını öne çıkartan TKİP IV. Kongresi, partinin çok yönlü sorunlarını ele almıştır. Devrime hazırlanma görevinin bir parçasını da ideolojik alanda hazırlık oluşturmaktadır. IV. Kongre değerlendirmelerinde bu çerçevede, partinin mevcut ideolojik birikiminin partinin tümüne maledilmesi ve teorik çalışmaya daha özel bir ilgi gösterilmesinin yanısıra, oportünizme karşı etkili bir ideolojik mücadele ihtiyacına işaret edilmektedir. Bu sonuncu noktada açılış konuşmasında şu görüşler ifade edilmektedir:

İdeolojik cephede üçüncü bir temel önemde görev, oportünizme karşı etkili bir ideolojik mücadeledir. Bu mücadelenin ana hedefi başlıca reformist akımlardır, öyle olmalıdır. (...)  Bunlar önemli bir bölümüyle dünün devrimci halkçı akımlarının devrimden kopmuş kesimlerinden oluşmaktadır ve aynı yola son yıllarda yenileri girmiş bulunmaktadır. Siyasal sahneyi bugün bu türden bir reformist akımlar çeşnisi tutmaktadır. Elbette devrimci mücadeleyi güçten düşüren, bu mücadelenin güçlerini sürekli heba eden bir barikat olarak... Reformist akımlar, çeşitli imkanlardan ve kolaylıklardan da yararlanarak, devrime akan güçleri kendilerine çekmekte, kendilerine benzetmekte ve böylece düzen için zararsız öğeler haline getirmektedirler. Bunu hala de devrim ve sosyalizm iddiasıyla ve söylemiyle yaptıklarına göre, bu iddianın ve söylemin gerisindeki gerçeği düzenli biçimde ortaya koymak, bunlara karşı verilecek ideolojik mücadelenin temel yönüdür ve partinin önünde temel önemde bir görev olarak durmaktadır.” (TKİP IV. Kongresi Açılış Konuşması, EKİM, Sayı: 284, Kasım 2012)

Sol hareketin önemli bir bölümünün devrimci iktidar perspektifini yitirmesinin, diğer alanlarda olduğu gibi kadın sorununda da yansımasını bulması kaçınılmazdı. Sol hareketteki tasfiyeci savrulmanın ürünü olarak devrim iddialarını terk edenler, parlamentocu-reformcu bir çizgiye savrulurken, Kürt kadın hareketinin kuyruğunda da feministlerle buluştular.

1980 sonrasında ortaya çıkan, kadın-erkek eşitsizliği temelinde ve erkek egemenliğine karşı mücadeleyi esas alan feminist gruplar, bugün kelimenin gerçek anlamıyla “marjinal”dirler. Kentin küçük-burjuva katmanlarına dayanan, sınıf ve emekçi kitlelerden kopuk bir şekilde kadınların cinsiyet temelli hak eşitliği mücadelesini savunan, devrimcilere çıkışından itibaren tepki besleyen feminist akım, asıl politik etkisini Kürt hareketi ile reformist harekete borçludur. Dolayısıyla bugün kadın mücadelesinde asıl muhatabı onlardır. Zira TKİP IV. Kongresi Bildirisi'nde ifade edildiği gibi, bu alanda da “devrime akan güçleri kendilerine çekmekte, kendilerine benzetmekte ve böylece düzen için zararsız öğeler haline getirmekte” ve devrimci mücadeleyi güçten düşürmektedirler. 8 Martlar'da yaşanan tablo bunun en somut örneğidir. Kadın mücadelesi vermek, “kadınların taleplerinin gerçek savunucusu” olmak adına, kadınların ufku düzen sınırlarına hapsedilmektedir. 8 Mart’ın tarihsel ve sınıfsal özüne uygun bir şekilde, kadın-erkek işçi ve emekçilerin omuz omuza alanlara çıkarak bir mücadele günü olarak kutlanmasının önü kesilmek istenmekte, böylece sınıf mücadelesine zarar verilmektedir.

Dolayısıyla bu çizgiye karşı bu alanda da mücadele yürütmek, devrimci mücadelenin ve sınıf hareketinin çıkarları gereğidir. Kadın sorunu eksenli kurultay tam da bu amaç doğrultusunda, kadın sorununda devrimci bakışı ortaya koyma ve kadın sorununu düzen içi mücadele alanına çeken reformist-feminist çizgiyi sergileme çerçevesinde örgütlenmiştir.

Kurultaydan 8 Mart'a uzanan sürecin başarıyla ilerletilmesi, bir dizi açıdan yüklenmeye bağlıdır. Özellikle kadın sorununda ideolojik birikimin partiye maledilmesi, emekçi kadınlarla bağların güçlendirilmesi ve mücadeleye çekilmesi hedefleri bu süreçte özel olarak gözetilmelidir. 

 

Emekçi kadınları devrimci mücadeleye seferber etmek!

“Her toplumsal ve siyasal sorun gibi kadın sorunu da, temelde toplumsal ilişkilerin köklü devrimci değişimine dayalı olarak çözülebilir bir sorun olsa bile, bu elbette onun mevcut toplumun sınırları içinde şu veya bu sınırlar içinde bir çözüme ulaştırılamayacağı anlamına gelmez. Sadece bu çözümün son derece kısmi ve iğreti, koşullara bağlı ve geçici olacağı, böyle olmaya da mahkum olduğu anlamına gelir. Köklü ve kalıcı çözüm için, mevcut toplumsal ilişkilerin köklü dönüşümü, yani bir toplumsal devrim, mutlak bir zorunluluktur.” (H. Fırat, Kadın Sorunu Üzerine Konferanslar'dan...)

İlk ortaya çıkışlarından itibaren komünistler, diğer temel toplumsal sorunlar gibi kadın sorununun da kalıcı ve gerçek çözümünün ancak bir toplumsal devrimle olanaklı olacağını net bir şekilde ortaya koymuşlardır. Günümüz kapitalist toplumunda kadınlar üzerindeki baskı ve eşitsizliğe karşı mücadeleyi proleter devrim hedefine bağlı olarak ele almışlar ve bu temelde yürütülecek mücadelenin “proleter devrimin manivelaları” olacağını vurgulamışlardır:

“Tarihsel olarak çözümlenmemiş demokratik görevler, ulusal sorun, genel anti-emperyalist mücadele, savaşa ve militarizme karşı savaşım, barış için savaşım, kadın sorunu, gençlik sorunu, çevre sorunu vbg., ya doğrudan kapitalizmden kaynaklanan, ya da kapitalizmin tabiatı gereği çözmediği veya çözmeye muktedir olmadığı sorunlar, proleter devrimin manivelaları olacak, onun toplumsal desteklerini artıracaktır.” (Platform Taslağı, Mayıs 1987 / Aktaran H. Fırat, Demokrasi ve Devrim, Eksen Yayıncılık, s.10)

Proleter devrim perspektifine bağlı olarak ele alınması gereken demokratik haklar ve özgürlükler uğruna mücadelenin önemi, Lenin’in veciz ifadesiyle “proletaryanın demokrasi okulunda okuması” gerekliliği de, bizim metinlerimizde şöyle ifade edilmiştir:  

Bütün demokratik siyasal hak ve özgürlükler uğruna yürütülecek mücadelenin çok ayrı bir önemi var. Eğer biz bu sorunlara, bu sorunlar uğruna mücadeleye gerekli önemi vermezsek, bir, düzenin bütün çelişkilerini değerlendirememiş, dolayısıyla kitlelerin bütün hassasiyet alanlarını kullanamamış oluruz. İki, bu sorunlar temelinde yığınları eğitememiş oluruz. Üç, bu mücadele içinde yaratılmış çeşitli mevzileri ve kurumları devrim mücadelesinin yeni safhaları için bir imkana dönüştürememiş oluruz. Dolayısıyla bu yönleriyle bakıldığında, sorunun günlük çalışma ve mücadele açısından son derece büyük bir önemi olduğu da açıkça görülür.” (H. Fırat, Demokrasi ve Devrim, s.25)

Bu bakışaçısına uygun olarak, parti programında, siyasal iktidarın işçi sınıfı tarafından ele geçirilmesi stratejik hedefine bağlı olarak, kitlelerin “Acil demokratik ve Sosyal İstemleri” uğruna mücadele çağrısı yapılır ve bu bölümde “Toplumsal hayatın tüm alanlarında kadın-erkek eşitliği” talebi savunulur. “Emeğin Korunması” bölümünde, bir dizi talebin yanısıra, kadın emekçileri doğrudan ilgilendiren “Eşit işe eşit ücret”, “Kadın işçilerin kadın, ana ve çocuk sağlığına zararlı işlerde çalıştırılması yasağı. Doğumdan önce ve sonra 3'er aylık ücretli izin, tıbbi bakım ve yardım.” ve “Kadınların çalıştığı tüm işyerlerinde kreş ve emzirme odaları” talepleri uğruna mücadele edileceği vurgulanır. Devrimin zaferinin ardından alınacak ilk önlemler kapsamında ise, “Toplumsal Sorunlar Alanında”  başlığı altında, “Kadının Kurtuluşu”na ayrı bir bölüm ayrılır.

Kadın sorununu temel bir toplumsal sorun olarak ele alan komünistler, emekçi kadınları devrim mücadelesine çekebilmek için, onların özgül talepleri, hak ve özgürlükleri doğrultusunda mücadeleyi de temel önemde bir devrimci sorumluluk olarak görmektedirler.

Kurultay'dan 8 Mart'a uzanan süreç bu perspektifle ele alınmalı, daha güçlü bir emekçi kadın çalışmasının imkanlarını yaratacak bir tarzda örgütlenebilmelidir.

 

Reformist cereyana karşı devrimin bayrağını yükseltmek!

Sol harekette yaşanan erozyonun kadın sorunundaki yansıması feminizmle buluşma olurken, bunu en somut yaşandığı alanlardan biri de 8 Mart kutlamalarıdır. 8 Mart’ın emekçi karakterinden soyutlanmasına ve “erkeksiz” katılım dayatmalarına karşı dokuz yıl önce tutum alınmış, bir dizi ilde “Devrimci 8 Mart Platformları” oluşturularak, 8 Mart’ın sınıfsal ve tarihsel özüne uygun kutlanması için çaba harcanmıştır. Ancak sol harekette reformist eğilimin derinleşmesi, dünün bazı devrimci örgütlerinin de bu akımların peşinden sürüklenmesi, 8 Mart’ın devrimci zeminlerde kutlanmasını zayıflatmıştır.

Bu koşullarda, 8 Mart’ın tarihsel ve sınıfsal özünü ortaya koyarak, emekçi kadınların çıkarlarının gerçek ve tutarlı savunusunun ancak devrimci zeminlerde olacağını vurgulamanın  ve devrimci temellerde bir ayrışmayı sağlamanın önemi açıktır. 8 Mart’ın öngünlerinde sürecin bu bilinçle örülmesi gerekmektedir.

Devrimin bayrağı ellerimizdedir! Bundan aldığımız güçle 8 Mart’a hazırlanmalıyız!

EKİM, Sayı: 287, Şubat 2013

www.tkip.org