8 Mart’ın ardından: Kadınlar baskıya, sömürüye ve ezilmişliğe “HAYIR!” dedi!

Toplumsal mücadele alanında kadın işçi ve emekçilerin tutmuş olduğu önemli yer ve biriken potansiyel 8 Mart eylemleriyle bir kez daha görülmüştür.

Bu yılın 8 Mart’ını OHAL yasaklarıyla ve önümüzdeki süreçte anayasa değişikliği adı altında tek adam diktatörlüğünün onaylanacağı bir referandum öncesinde karşıladık. Ülkede gericilik ve sömürü derinleşmekte, baskı ve şiddet toplumun her hücresine işlemektedir. İşte bu tablo içinde çifte sömürü ve baskıya maruz kalan kadınların sorunları kuşkusuz ki giderek büyümektedir. Nitekim 8 Mart eylem ve etkinlerinde kadınlar sömürüye, gericiliğe ve baskıya karşı taleplerini haykırırken, emekçi kadınlar içerisinde biriken öfke güçlü bir şekilde “hayır”larla ifade buldu.

Ülkenin pek çok yerinde 8 Mart haftası boyunca sokaklara çıkılırken, İstanbul gibi metropollerdeki gece yürüyüşlerine katılımların yoğun olduğu görüldü. OHAL yasaklamalarının yanı sıra referandumda ‘hayır’ diyenlere yönelik özel baskıların yaşanıyor olmasına rağmen, 8 Mart eylemleriyle sokaklar, alanlar zorlandı. Devletin engelleme tutumları ise çoğu yerde boşa düşürülerek kırılırken, Urfa ve Kocaeli’de olduğu gibi polis saldırıları da yaşandı.

Dünyada da geçmiş yıllara kıyasla daha çok katılımla sokağa çıkışın yaşandığı görüldü.  Özellikle bu yılın 8 Mart’ında ‘uluslararası kadın grevi’ ile dünya genelinde pek çok ülkede grevler, yürüyüşler vb. çeşitli eylemler gerçekleştirildi. Washington merkezli uluslararası ‘Women’s March’ örgütünün, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle başlattığı ‘Kadınsız Bir Gün’ grevi çağrısı ile farklı farklı ülkelerde sokağa çıkan kadınlar, emek sömürüsüne, ayrımcılığa, şiddete, savaşa ve hak gasplarına karşı taleplerini haykırdılar. Newyork’ta ve Rusya’da kadınların eylemlerine saldırılar oldu, gözaltılar yaşandı.  ‘Uluslararası kadın grevi’ çağrısı Türkiye’deki eylem ve etkinliklerde destek açıklamaları eşliğinde sembolik karşılıklar buldu.

Dünya ve Türkiye’deki 8 Mart tablosu bir kez daha göstermiştir ki, emperyalist kapitalist sistem her yerde gericilik üretmektedir. Sistemin yaşadığı krizin bedellerini en çok kadın işçi ve emekçiler ödemekte, savaş ve saldırganlık politikaları en çok kadınları vurmaktadır. Ataerkil-dinsel-milliyetçi gericilik dünya üzerinde artarken kadın hak ve özgürlükleri ilk elden olumsuz anlamda etkilenmektedir. Bu sistemde işçi-emekçi kadınlar ve onların çocukları güvencede değildir. İşte tüm bu sorunlar dünyanın pek çok ülkesinde kadınların alanlara daha çok çıkmasına, grev silahını kullanma bilincinin artmasına vesile olmakta, hak ve özgürlüklerine sahip çıkmak adına direnişi seçtiklerini göstermektedir.

'Hayır’ları çoğaltılıp, örgütlülüğü büyütelim!

Türkiye’deki tabloya daha yakından baktığımızda, referandumla birlikte artacak sorunların ve kendilerini bekleyen koyu karanlığın farkında olarak kadın işçi ve emekçilerin, doğru refleksler göstererek ‘Hayır’ dediğini görmekteyiz. Toplumsal mücadele alanında kadın işçi ve emekçilerin tutmuş olduğu önemli yer ve biriken potansiyel 8 Mart eylemleriyle bir kez daha görülmüştür. Bunun öncesinde de gerek cinsel istismar yasasına karşı gelişen anlamlı tepkiler, gerekse kamudan ihraçlara karşı direnişlerin başlamasında kadın emekçilerin tuttuğu özel yer, bu potansiyeli bir kez daha göstermişti.

Bundan sonrası için, bu mücadele potansiyelini referandum süreci ile daha da büyütmek, devrimci baharın diğer önemli gündemleri olan Newroz ve 1 Mayıs süreçlerine taşımak ve bu çalışmalar vesilesiyle kadın işçi ve emekçilerin örgütlü mücadeleye katılımını sağlamak gerekmektedir. İşçi-Emekçi Kadın Komisyonları bu misyonla çalışmalarına hız verecektir.

İşçi-Emekçi Kadın Komisyonları