25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü

Kadına yönelik şiddetin kaynağı kapitalizmdir!

 

Bundan 54 yıl önce, 25 Kasım 1960’ta Latin Amerika’nın küçük bir ada ülkesi olan Dominik Cumhuriyeti’nin kuzey bölgesinde, bir uçurumun dibinde üç kadın cesedi bulunur. Cesetler Mirabel kardeşlere (Patria, Minerva ve Maria) aittir. Ülkeye egemen Trujillo diktatörlüğü bu ölümler için “trafik kazası” açıklamasını yapmıştır, ancak kısa süre içinde üç kız kardeşin tecavüz edilerek katledildiği anlaşılır.

Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Clandestina Hareketi’nin öncülerinden olan Mirabel kardeşler, bu mücadele içinde semboldürler ve “Kelebekler” diye anılmaktadırlar. Verdikleri mücadeleden ötürü zindanlara da atılan Mirabel kardeşler, 1960 yılının Kasım ayında diktatörlük tarafından ölümle tehdit edilmişlerdir. Bu tehditlerin ardından katledilmeleri, hiç kuşkusuz, onların siyasal kimlikleri, diktatörlüğe kafa tutmaları ve özgürlük istemini yükseltmelerinden dolayıdır.

Ama bir kez daha katiller yanıldı. Kelebekler ölümleriyle, Dominik’in, Latin Amerika halklarının ve dünyanın her köşesinden emekçi kadınların sembolü haline geldi. Ölümleri, mücadelenin büyütülmesi çağrısına dönüştü. 1981 yılında Kolombiya’da toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı’nda 25 Kasım tarihi, Mirabel Kardeşlerin anısına “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” ilan edildi. Birleşmiş Milletler de, 1999 yılında 25 Kasım’ı “Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması İçin Uluslararası Mücadele Günü” olarak kararlaştırdı.

25 Kasım egemenlere, gerici, baskıcı rejimlere karşı verilen mücadelenin sonucu olarak kazanılmıştır. Mirabel kardeşler şahsında kadınlara yönelik şiddeti önleme mücadelesinin gerisinde halkların ve emekçi kadınların egemen sisteme karşı verdiği mücadelenin kendisi yatmaktadır.

Kapitalist düzende kadınlar, çifte ezilmişlik ve sömürü koşullarında, şiddeti en ağır şekilde yaşamaktadır. Psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddetle karşı karşıya kalmaktadır. Kadına yönelik şiddet evde, sokakta, fabrikada, gözaltında ve cezaevlerinde devam etmektedir. Gün geçtikçe de örnekleri artmaktadır.

Kadına yönelik şiddet Türkiye’de ve dünyada çok korkunç boyutlardadır. Bugün dünyada her üç kadından biri şiddete maruz kalmaktadır. Dünyada her 6 dakikada bir kadına tecavüz edilmektedir. ABD’de her yıl 4 milyon kadın şiddete maruz kalmaktadır. Çin’de yılda 1 milyon kız çocuğu, cinsiyetinden dolayı doğar doğmaz öldürülmektedir. Irak’ta savaşın ilk aylarında tam 20 milyon kadına tecavüz edildi. Her yıl 2 milyon kadın sınır ötesi ticarette kullanılmaktadır. Bu örnekler dünyada kadına yönelik şiddetin bilançosunu az çok gözler önüne sermektedir.

Türkiye’deki kadınların maruz kaldığı şiddet dünyadaki kadınların durumlarından farklı değildir. Rakamlara göre, Türkiye’de kadınların %79’u fiziksel şiddete, %52’si sözsel şiddete, %29 duygusal şiddete, %18’i ekonomik şiddete maruz kalıyor.

Bugün şiddetin en yaygın biçimini aile içi şiddet oluşturmaktadır. Bugün ev kadınları “kocaları” tarafından dövülmekte, hakarete uğramakta, cinsel baskıya maruz kalmaktadır. Aile içi şiddette karşı sözde mücadeleden bahseden devlet, çeşitli kampanyalarla göz boyamaktadır. Kocası tarafından şiddete uğrayan kadınlar devletin kurumlarına ya da polise sığınmakta, ama gerisin geriye tekrar şiddet gördükleri yere nasihatler verilerek geri gönderilmektedir. Kadına yönelik şiddete sözde karşı olduğunu söyleyen devlet, 8 Martlar’da kadınlara azgınca saldırmaktadır. Newrozlar’da kadın, çocuk, erkek demeden kurşun yağdırmakta ve yerlerde sürüklemektedir. “Haydi, Kızlar Okula” kampanyasıyla kız çocuklarını sözde eğitime yönlendiren devlet, devletin kendi kurumlarında ilkokul çağındaki çocukların cinsel taciz ve tecavüze uğramasına göz yummaktadır.

Kadına yönelik şiddetin en önemli ayağını devletin uyguladığı şiddet oluşturmaktadır. Gözaltına alınan kadınlar cinsel taciz ve tecavüz işkencesine maruz kalmaktadır.

Kürt halkına karşı yürütülen kirli savaştan en çok Kürt kadınları etkilenmektedir. Kürt ve kadın olmak, toplumsal hayatta katmerli ayrımcılıkta kendini göstermektedir. Kürt kadınlarının çifte ezilmişliğine bir de ulusal sömürü eklenmektedir.

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ve 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde feminist çevreler ve kimi çevreler kadına uygulanan şiddetin kaynağı olarak salt erkekleri göstermektedir. Fakat kadına yönelik şiddetin ve her türlü şiddetin kaynağı bizzat kapitalist sistemin kendisidir. Bu nedenle kadının özgürleşmesi mücadelesinden koparılmış bir şiddete karşı mücadele sorunu sonuçsuz kalmaya mahkûmdur. Kadına yönelik şiddete karşı mücadelenin tutarlı olabilmesi, ancak sorunun kaynağı olan kapitalizme karşı mücadeleyle olanaklıdır.

Sonuç olarak kadına yönelik şiddet temelde sınıfsal bir sorundur. Ezen-ezilen ilişkisi varoldukça kadının maruz kaldığı şiddet son bulmayacaktır. Kadına yönelik şiddet, şiddetin kaynağı olan kapitalist sisteme karşı kadın ve erkeğin omuz omuza vereceği mücadeleyle son bulacaktır. Ve kadın ancak sosyalizmle kurtulacaktır.