Taksim-Bakırköy ayrışması, devrim-düzen ayrışmasıdır!

Devrimci ve ilerici güçler 2016 1 Mayıs'ında da Taksim iradesini korumuş, tüm baskı ve yasaklara rağmen 1 Mayıs’ı militan bir direniş günü olarak geçirmişlerdir. Mesele bir yer tartışması olmadığı ölçüde mesele Taksim Meydanı’na girilip girilemediği değil, yönümüzün Taksim olup olmadığı meselesidir. Bu iradenin bu baskı koşullarında, devrim ve Taksim kaçkınlığının yaşandığı koşullarda ortaya konması ise fazlasıyla önemlidir.

1 Mayıs geride kaldı. İstanbul 1 Mayıs’ı Taksim-Bakırköy tartışmalarıyla geçti. Bu tartışmalar ne bir yer tartışmasıydı, ne de “güvenli”, “kitlesel” bir 1 Mayıs kutlama tartışması. Bu tartışmalar iki ayrı sınıfın karşı karşıya geldiği 1 Mayıs gününde, düzen ile devrim arasındaki mücadelenin bir izdüşümüydü. Düzeni aşma iradesi gösterme ve buna uygun bir politik bakışa sahip olma ile, düzen sınırlarını kabullenme ve boyun eğme tutumunun karşı karşıya geldiği bir zemindi Taksim-Bakırköy tartışmaları…

Taksim 1 Mayıs alanıdır!

Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğu gerçeği tartışmasızdır. Bunu bilcümle sendikalar, siyasetler kabul etmek zorunda kalmaktadır. Elbette ki “ama”lı cümleler kullanarak.

Taksim 1 Mayıs geleneği bilindiği üzere büyük bedeller ödenerek yaratılmıştır. Özellikle 77 1 Mayıs’ında sermaye devleti tarafından gerçekleştirilen kanlı katliamla birlikte Taksim Meydanı tartışmasız olarak 1 Mayıs Meydanı olarak tarihe adını yazdırmıştır. Bu katliamla beraber Taksim Meydanı bir yer olmanın ötesine geçmiş, sermaye düzenine karşı işçi sınıfının iradesi haline gelmiştir. Bu irade ve sahiplenişi kırmak için Taksim Meydanı defalarca işçi ve emekçilere kapatılmıştır. 2007-2008-2009’daki militan mücadelelerin sonucu tekrardan işçi-emekçilere açılan Taksim Meydanı 2013’te bir kez daha yasaklanmış, fakat Haziran Direnişi ile bu yasak zinciri de kırılıp atılmıştır. Ancak devam eden yıllarda sermaye devleti yasakçı tutumunu sürdürmüş, işçi sınfı ve emekçilerin Taksim Meydanı’na girmesini engellemek için her türlü zorbalığa başvurmuştur. Özetle hala Taksim Meydanı üzerinden iki sınıf arasında bir irade savaşı sürmektedir.

2016 1 Mayıs'ına da bu çerçevede bakabilmek gerekmektedir.

2016 1 Mayıs'ına yasakların, baskının, katliamların, savaş ve saldırganlığın gölgesinde girdik. Bir yanda işçi ve emekçilere kölelik koşulları dayatılıyor, yeni saldırı yasaları gündeme getiriliyor ve hak gaspları yaşanıyor; diğer tarafta ise Kürt halkını hedef alan kirli savaş uygulamaları devam ediyor, ülkenin dört bir yanında bombalar patlatılıyor, kitle katliamları yaşanıyor. Böylesi bir tabloda yasak zincirlerini kırma iradesini göstermek İstanbul 1 Mayısı için Taksim iradesini göstermekle eşdeğerdir.

Altını bir kez daha çizelim; Taksim bir yer tartışması değildir. Bugün bizlere dayatılan kölelik koşullarına, yasak zincirlerine karşı ortaya konan iradenin adıdır. Düzene karşı yürütülen sınıf mücadelesinde devrimci bir tutumla mı hareket ettiğinizin, yoksa uzlaşmacı-icazetçi bir çizgiye mi sahip olduğunuzun bir göstergesidir.

1 Mayıs toplantılarından yansıyanlar

DİSK, KESK, TTB, TMMOB’un (4’lü) çağrısıyla 1 Mayıs’a iki hafta kala başlayan toplantılar ile Taksim tartışmaları da başlamış oldu. Bu toplantıların hemen öncesinde 4’lünün “1 Mayıs’ı Taksim’de kutlayacağız” açıklamaları bir ‘umut’ verse de, geçtiğimiz senelerde Taksim’den kaçış yolu aradıklarını biliyorduk.

Bu yüzden bu yılki Taksim açıklamalarının da bir inandırıcılığı yoktu bizler için. Dertleri görüntüyü kurtarmaktı. Yaptıkları toplantılarla siyasetleri de bu tutumun bir parçası haline getirmeye çalışıyorlardı. Toplantılarda konuşulanlar ayrıntılarıyla 1 Mayıs öncesinde aktarıldı. Bu yüzden ayrıntıya girmeyeceğiz. Ancak ayırdedici olması ve anlaşılması açısından birkaç noktaya vurgu yapacağız. Öncelikle söz konusu 4’lünün kararları kendi içinde ve sermaye düzeniyle yaptıkları toplantılarda aldığı çok açıktır. Bir hafta içerisinde 3 toplantı yapıp, ilkinde Taksim, ikincisinde Kadıköy üçüncüsünde de Bakırköy’ü tartıştırıp karar vermeleri tam bir mizansendir. Taksim ve ardından Kadıköy istemlerini valiye iletip olumsuz yanıt aldıklarında düzenin kabulleneceği bir çözüm aradıkları ise açıktır. Kani Beko’nun “bizim alan tartışmamız olmadı, 1 Mayıs’ın Kadıköy’de yapılması tartışması söylentidir” demesi toplantıların göstermelik olduğunun bir diğer kanıtıdır. Bütün bunların üstüne Davutoğlu’nun 1 Mayıs mesajındaki sözleri ve halen 4’lü tarafından yalanlanmamış olması ise her şeyi ortaya koymaktadır: “Geçtiğimiz Çarşamba günü sendika temsilcileriyle bir yemekte bir araya geldik. Yapılan çok güzel görüşmeler sonrasında 1 Mayıs’la ilgili çok güzel bir uzlaşı örneğine şahit olduk. (…) güzel bir uzlaşı örneği sergileyen bütün sendikalarımıza da teşekkürü bir borç biliyorum.”

Söz konusu yemeğe 4’lünün katılıp katılmadığını bilmemekteyiz ancak “güzel bir uzlaşı örneği” sergiledikleri açıktır.

Reformistler ve 1 Mayıs

Reformizmin siyasal-politik zemini bu 1 Mayıs’ta bir kez daha net bir şekilde ortaya çıkmıştır. 2016 1 Mayıs'ı turnusol olmuştur. Bu sadece Taksim-Bakırköy tatışması üzerinden değil, bütün 1 Mayıs sürecini AKP ve Saray politikalarına karşı mücadele ekseninde başkanlık ve anayasa tartışmalarıyla geçirmişlerdir. Bu çevrelerin sınıftan ne kadar uzak olduklarının, politikalarının düzen tarafından nasıl da belirlendiğinin bir göstergesi olmuştur 2016 1 Mayıs’ı. Toplantılarından eylem alanına, eylem biçiminden politikalarına kadar bunu açıklıkla görmekteyiz.

1 Mayıs toplantılarında EMEP’in pervasız bir şekilde “Taksim diyenler gitsin, biz de ne yapacağımızı konuşalım” demesi, ESP’nin ciddiyetten yoksun bir şekilde Taksim deyip Bakırköy kararının çıkmasıyla birlikte “birleşiklik” adına Taksim’den çark etmesi, Partizan’dan DHF’ye, Halkevi’nden Kaldıraç’a önce Taksim söyleminde bulunup soluğu Bakırköy’de almaları; özetle reformistlerin “güvenli” ve “kitlesel” bir 1 Mayıs söyleminin arkasına saklanarak yaptıkları Taksim kaçkınlığı 2016 1 Mayısı’nın unutulmaması gereken yanlarını ortaya koymaktadır.

Birkaç örnekle vermeye çalıştığımız bu tablo, reformist çevrelerin düzen sınırlarını tam anlamıyla kabul ettiğini; tabandan bir zorlama veya düzenden geri bir adım olmadığı sürece zincirlerinden memnun olduklarını göstermeye yetmektedir.

Bakırköy 1 Mayıs’ı bu memnuniyeti açıkça gözler önüne sermiştir. “Güvenli” bir eylem adına sermaye devletinin tam denetiminde geçen bir 1 Mayıs gerçekleştirilmiştir. Polisin defalarca arama yapma dayatmasına boyun eğmek, işçi sınıfına ait bir günün güvenliğini katillere emanet etmek demektir. Suruç, Ankara, Diyarbakır, İstiklal ve daha bir çok katliamın altında imzası olan devlete bu kadar güven duyulması ise reformizmin düzenle kurduğu bağın geldiği noktayı ortaya koymaktadır.

Sermaye devletinin dayatmalarını dövizlere, pankartlara müdahale etmeye kadar vardırması ve bunun kabul görmesi, Bakırköy eyleminden yansıyan bir diğer utanç tablosudur. KP’nin polisin “ayar” çekmesiyle pankartlarındaki Tayyip ve Emine Erdoğan’ın resimlerini kendi elleriyle kesmeleri ve bunu da “ilginç çözüm” diye yayınlarında vermeleri ise “güvenli” Bakırköy mitinginden yansıyan “renkli” görüntüler oldu.

Bütün bunlar Bakırköy tercihinin bir yer tercihi olmadığını, politik bir tercih olduğunu göstermektedir.

Taksim iradesi yenilmezdir!

Öte yandan devrimci ve ilerici güçler 2016 1 Mayıs'ında da Taksim iradesini korumuş, tüm baskı ve yasaklara rağmen 1 Mayıs’ı militan bir direniş günü olarak geçirmişlerdir. Mesele bir yer tartışması olmadığı ölçüde mesele Taksim Meydanı’na girilip girilemediği değil, yönümüzün Taksim olup olmadığı meselesidir. Bu iradenin bu baskı koşullarında, devrim ve Taksim kaçkınlığının yaşandığı koşullarda ortaya konması ise fazlasıyla önemlidir. BDSP dışında Halk Cephesi, Mücadele Birliği, PDD, Devrimci Yolda Özgürlük, DGB-DLB, Alınteri, DAF, Devrimci Tekstil İşçileri Sendikası, İnşaat İşçileri Sendikası, HKP ve Nakliyat-İş Taksim iradesini ortaya koyan güçler oldu. Ruhları ve beyinleri Bakırköy’de olup Taksim’de boy gösterenler de, Taksim iradesinin basıncı altında kalmışlardır.

Taksim iradesini ortaya koyan devrimci-ilerici güçler devrimci bir taraflaşma yaratmakta başarılı olamamıştır Bu elbette ki son iki haftaya sıkışan toplantıların ve pratiğin tartışması değildir. Bu temelde devrimci bir sınıf hareketi yaratma hedefi ve çabası esas olandır. Zira sınıftan, sınıfa devrimci müdahale zemininden ve bakışından yoksun olmak, Taksim’i kendi içinde hedefleyen ve darlaştıran bir eksene kayılması anlamına gelmektedir.

Mesele kitleleri Taksim’e yönlendirebilmektir. Bunun çalışmasını yürütmek, bunun çabasını ortaya koymaktır. Buna uygun bir hazırlık ve çalışma örgütlemektir. Maalesef bu 1 Mayıs bu açıdan zayıf geçmiştir. Sınıf devrimcileri olarak bu noktada üzerimize düşen sorumluluklar ortadadır. 1 Mayıs öncesinde bu politik taraflaşmayı sağlamak, çalışmasına erken bir tarihte başlamak, sınıf içerisinde devrimci bir odak olabilmek sorumluluğu bizlerin omuzlarındadır. Zira kendi içerisinde Taksim’i hedefleyen dar pratikçi anlayış bir sonuç üretmeyecektir. Aslolan devrimci bir sınıf hareketini yaratma bakışı ile süreci örgütlemektir.

Zoraki Taksimciler

Halkevi, Kaldıraç, ESP, SODAP ise “dostlar alışverişte görsün” diyerek Bakırköy’e gidip Taksim’de fotoğraf vermeye kalkanlardı. Hiçbiri biz de Taksim’e geldik demesinler. Gülünç olurlar. Taksim-Bakırköy taraflaşması politik bir taraflaşmadır. Tercihini Bakırköy’den yana yapanların Taksim’de boy göstermeye çalışmaları bir anlam ifade etmemektedir. İki farklı politik tutumu aynı anda alabilmek siyasal omurgasızlıktır.

Taksim iradesini biz de gösterdik diyerek, Bakırköy’de düzenin dayatmalarına boyun eğmek, düzenin çizdiği sınırları kabullenmek, hem de böylesi bir taraflaşma varken bunu yapmak Taksim iradesini zayıflatmaya çalışmaktır.

Sonuç olarak; 2016 1 Mayıs'ı geride kalırken sendikalara çöreklenmiş sendikal bürokrasiye ve onu siyasal olarak temsil eden reformizme karşı mücadele yürütmek, sınıf içerisinde alternatif devrimci bir odak oluşturmak günün en temel görevidir. Bu görevler konusunda başarı elde etmek ise devrimci bir sınıf hareketi yaratma çabası ile sıkı sıkıya bağlıdır.

İstanbul BDSP

4 Mayıs 2016