Suruç Katliamı iddianamesi: “Devletin katliamı aydınlatmak niyeti yok”

Üzerinden 19 ay geçen Suruç Katliamı’na dair iddianame, gizlilik kararının geçtiğimiz günlerde kaldırılmasıyla ortaya çıktı. Davanın ilk duruşması 4 Mayıs günü Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. İddianamenin içeriği, dosyadaki deliller ve soruşturma sürecine dair Suruç İçin Adalet Platformu avukatlarından Gülhan Kaya ile konuştuk.

-Suruç Katliamı’nın üzerinden 19 ay geçti ancak iddianame yeni hazırlanmış oldu. İddianamenin içeriğine girmeden önce, bu 19 ay içinde soruşturma süreci nasıl gelişti?

İlk günden itibaren dosyaya gizlilik kararı konulmuştu. Zaten tüm kamuoyunca da bilinen bir durumdu. Biz bu gizlilik kararının kaldırılması için çokça talepte bulunduk bu 19 ay boyunca. Çok kez savcılıkla ayrı ayrı görüşmeler yaptık. İtirazlarımız reddedildi. Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvuru yaptık. Çünkü hep şöyle söyledik: Bu gizlilik kararı soruşturmanın güvenliği gerekçesiyle konulmuştu. Müşteki vekilleri olarak soruşturmanın esasında güvenli ve düzgün bir biçimde ilerleyebilmesi için dosyanın bize açık olması gerekir. Fakat 19 ay boyunca gizlilik kararı kaldırılmadı. AYM’ye yaptığımız başvuru da daha bugüne kadar sonuçlanmış değil.

“Gizlilik kararıyla engellenen biz olduk”

Biz bazı taleplerde bulunduk soruşturmanın genişletilmesi için. Çünkü öncelikle dedik ki bu bir tane münferit bir olay değil. Bu bir örgüt olayı, devletin açıkladığı bu en azından. IŞİD yaptı denildi. Bombacının IŞİD örgütüne mensup olduğu söylenildi. Ve bu soruşturma mesela 7 Haziran öncesi HDP binalarına yapılan saldırılardan, HDP Diyarbakır mitingine yapılan bombalı saldırıdan, hiçbirinden bağımsız tutulamaz. Bu soruşturmaları birlikte inceleyin. Bu soruşturmaları dosyaya alın çünkü bunlar arasından bağlantı olma ihtimali çok yüksek. Hatta bazı haberler çıktı. Yani bir örgüt araştırması yapın, bunun devlet içerisinde kimle bağlantılı olduğuna dair çokça haberler çıkıyor. Mesela MİT TIR’larıyla ilgili dosya hâlâ devam ediyor. Devlette kimi kişilerin IŞİD’le çok doğrudan bağlantıları olduğu, silah sevkiyatları yapıldığı çok açıktı. Bu dosyaları inceleyin dedik. Sonra bu failin ailesi, yakın çevresi, nerelere gidiyor, neler yapıyor, hesapları var mı, Türkiye’ye giriş çıkışları görünüyor mu... Yani bu kişiyi ve etrafını inceleyin dedik ve çokça taleplerimiz oldu bu soruşturmanın ilerletilebilmesi bakımından. En basit yapılması gerekenlerse, mesela öncesi ve sonrasına dair görüntüler, Suruç’a giriş ve çıkışlarını gösteren görüntü kayıtları. Kişinin mesela bir motosikletle geldiği söyleniyor. Daha sonra bu kişinin zaten Antep’ten gönderildiği Ankara Katliamı dosyasında da ortaya çıkmıştı. Araçlarla gelip gelmediği, Suruç’ta herhangi bir yerde konaklayıp konaklamadığı, bunların hepsinin araştırılması gerekiyor dedik. Biz bu taleplerimizi sunduk ancak bu taleplerimize ilişkin herhangi bir inceleme yapılıp yapılmadığını bile öğrenme şansımız olmadı. Savcılık sürekli bize “Ben inceliyorum, çok derinlemesine araştırıyorum bu olayı” dedi. “Sizin taleplerinizi mutlaka yerine getireceğim” dedi fakat bunlara dair tek bir evrak bize gösterilmedi. Dosyadan bugüne kadar alabildiğimiz tek şey otopsi raporları.

19 ay sonra iddianame açıklandı ve iddianameye baktığımızda esasında bizim sunduğumuz hiçbir talebin de bugüne kadar araştırılmamış olduğunu gördük. Gizlilik kararıyla aslında bizi soruşturmadan uzak tutmanın amaçlandığını, bu katliamı aydınlatmak gibi bir niyetin olmadığını bir kez daha görmüş olduk. Bunu hep söylemiştik.

İddianame yalnızca tetikçilere indirgenmiş

Sadece Ankara Katliamı dosyasında sanık olan Yakup Şahin’in bir beyanı var. Bu beyanın üzerine de Deniz Büyükçelebi, İlhami Balı, Halil İbrahim Durgun ve Yunus Durmaz’ın, Şeyh Abdurrahman Alagöz’le birlikte bu katliamın failleri olarak gösterildiğini gördük. Fakat zaten Yakup Şahin Ankara Katliamı’ndan tutuklu, Deniz Büyükçelebi ve İlhami Balı, Suriye’de bulunuyor. Halil İbrahim Durgun’la Yunus Durmaz da zaten yaşamını yitirdi. Böyle olunca şu an bu dosya sadece Yakup Şahin üzerinden gidebilecek bir dosya. Biz burada devletin sorumluluğundan çok bahsettik. Bunun devlete doğru genişletilmesi gerektiğinden, devletin en azından özel yükümlülüğünü yerine getirmediği, biz zaten kasten olduğunu her zaman dile getiriyoruz ama, bu soruşturma kapsamında en azından alması gereken önlemlerin hiçbirini almadığı gerekçesiyle soruşturmanın genişletilmesini talep ettik ama bugüne kadar bu talebimize yanıt alamadık.

“Emniyet müdürü bizden saklanarak dinlendi, ödül gibi ceza verildi”

Urfa Valisi ve Suruç Emniyet Müdürü hakkında bir soruşturma başlatılmıştı fakat valilik hakkında soruşturma izni verilmedi. Bu nedenle emniyet müdürü hakkında dava açıldı. O süreç de çok ilginç ilerledi. Biz o davanın da ilk aşamasında emniyet müdürüyle hiçbir biçimde yüz yüze gelemedik. Tek bir soru soramadık. Bu katliamdaki sorumluluğunu ortaya çıkarılabilecek şekilde sorular sormamız engellendi ve bizim olmadığımız bir duruşmada dinlenmiş oldu. Daha sonra tekrar maddi bir hata dendi. Biz maddi bir hata olduğunu düşünmüyoruz. Gerçek duruşma gününden bir gün önce dinlendi.

Ve sonuç olarak ne oldu; görevi kötüye kullanmaktan 7500 lira para cezası verildi emniyet müdürüne. Bu da 12 ay taksitlendirilerek bir kez daha ödüllendirilmiş oldu. Onu da temyiz ettik şu an devam ediyor bölge adliye mahkemesinde.

Avukatlara gizlilik varken takip edilen çetecilere dokunulmadı

İddianameye gelirsek, biraz önce söylediğim gibi iddianamede esas olarak Yakup Şahin’in beyanları dışında bir şey yok. Diğeri de Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün katliamın yaşandığı gün iki, iki buçuk saatlik bir görüntüsü mevcut iddianamede. Fakat onun dışında yapılmış tek bir şey yok. Bir de Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün evinde bir arama yapılmış. Evinde yapılan aramada IŞİD’e ait katliam görüntüleri var. Çokça DVD bulunmuş fakat onunla ilgili de aile bireyleri hakkında herhangi bir soruşturma yürütülüp yürütülmediğini göremiyoruz iddianameden. Onun dışında tek bir araştırma yapılmamış 19 ay boyunca. “Soruşturmayı güvenli biçimde yürütmek istiyorum” demiş savcı. “Herkese kapalı olsun, sanıklar kaçmasın” demiş savcı, “şüpheliler delilleri karartmasın onu engelleyelim” demiş fakat tek bir delil toplamak gibi bir niyeti olmamış, bir çabası olmamış. Bu da şunu gösteriyor bu soruşturma bizden gizlenmiş. Çünkü sonrasında çıkan haberler var. Çünkü katliamdan sonra İlhami Balı’nın, Deniz Büyükçelebi’nin Türkiye’ye giriş çıkışları çok rahat, telefon dinlemeleri yapılmasına, haklarında soruşturma olmasına rağmen. Telefon görüşmeleri, bunların hepsi Ankara Katliamı dosyasında çıktı, basına da yansıdı.

“Gizlilik kararının amacı dosyayı kapatmaktı”

Yani savcı esas failler dışında herkese dosyayı kapatmış. Ama aksine bizim taleplerimizin yerine getirilmemesiyle Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi Ankara Katliamı’nın birinci derece faili, bombacısı oldu. Bu soruşturma sürerken, burada gizlilik kararı varken bir taraftan da Ankara’da çokça insanımızın yaşamını yitirdiği bir katliam yaşandı. Yani gizlilik kararı bunlara yaradı. Gizlilik kararının soruşturmayı derinleştirmek ya da bu katliamı aydınlatmak değil aksine soruşturmayı kapatmak ve katliamın faillerinin yakalanmaması için konulmuş olduğu da bir kez daha ortaya çıktı.

-Ankara Katliamı davasından tutuklu Yakup Şahin’in birtakım ifadeler verdiği ortaya çıktı. Bu ifadeler dosyaya nasıl yansıdı?

Zaten görgüye dayalı bir beyanı yok Yakup Şahin’in. Sadece Halil İbrahim Durgun’la bir görüşme yaptığını, “Bu Suruç’u kim yaptı” dedikten sonra Durgun’un da “Biz yaptık, bu kişiyi zaten Deniz Büyükçelebi gönderdi Suriye’den, biz Antep’te bir gün misafir ettik, üzerine bombayı yerleştirdik ve bir motosikletle bir gün önce Suruç’a gönderdik” deniyor. Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün, bombacının, bir gün önce Suruç’a gönderildiği beyanı var. Bunun şöyle bir önemi var, emniyetten gelen görüntülerde Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün bir anda yani saat 9.00 gibi Suruç’ta bir yerde görüntüsü var ama buraya nasıl girmiş, ne zaman girmiş, neyle girmiş, mesela bir motosikletle gönderildiği söyleniyor. Hele de Suruç gibi Kobanê’den kaynaklı inanılmaz derecede güvenlik önlemlerinin alındığı ve muhtemelen çok yüksek teknolojik kimi cihazlarla, görüntüleme hatta muhtemelen yüz tarama gibi birçok şeyin kullanılabildiğini düşündüğümüz bir yer bakımından bir motosikletle Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün Suruç’a girişinin belirlenememiş olması bizce imkansız. Ama belirlenmek istenmediği kesin.

“SGDF’lilere karşı önlem alan polis, emniyetin önünden geçen bombacıyı görmedi”

Emniyetin önünden geçiyor, görüntülerin aslında bir kısmını görebildik. Bir süre emniyetin çok yakınından devam ediyor ve etrafı tamamen boş. Düşünün ki bu emniyet SGDF’liler Suruç’a gelecek diye geçtikleri bütün şehirlerde önlem almış. Geçtikleri her yerde durdurmuşlar. Müthiş bir güvenlik önlemi almışlar fakat aynı saatlerde Suruç gibi bir yerde emniyetin önünden bir kişi çok rahat elini kolunu sallayarak geçiyor. Uzunca bir süre şehirde dolaşıyor ve bir tek güvenlik önlemine takılmıyor. Bunun mümkün olmadığını düşünüyoruz. Görüntüler gelmiş fakat sadece bir görüntüde üzerinin kabarık olduğu ve orada vücudunda bombanın yerleştirilmiş olduğu yorumu var. Fakat diğer şeylere dair çok teknik bir inceleme bile yapılmamış mesela. Yani görüntü var ve o görüntü bizdeki teknoloji düşünüldüğünde nerede üzerine konulmuş, mesela onlar çok rahat tespit edilebilecek şeyler. Üzerinde var mı yok mu, çünkü çok yakın, yüzü seçilebilecek şekilde görüntüler var. Bunlara dair bir belirleme ihtiyacı duyulmamış.

“Bombacı zaten öldü, dosyayı kapatalım”

Katliamın yaşandığı andan itibaren yapılan görüşmelerde, giden heyetlerle yapılan görüşmelerde savcılığın tavrı şuydu: ‘Bir bombacı var geldi patlattı bu kadar insanı katletti ve öldü o yüzden bu dosyayı kapatmamak için elimizde hiçbir delil yok.’ Başından beri niyet bu olunca ve bu gözle bakıldığından ona yardım edenler kimler, kimler göndermiş vs. bunlarla ilgili de hiçbir araştırma yapılmamış oluyor.

İddianamede şu var; bir tane bombacı öldü iki tane fail Halil İbrahim Durgun, Yunus Durmaz öldü Gaziantep Emniyeti’nin yaptığı bir operasyonda, ayrı ayrı zamanlarda, bir tane Yakup Şahin var zaten Ankara Katliamı’nın sanığı ve tutuklu, Deniz Büyükçelebi, İlhami Balı da zaten Suriye’de ve ulaşmak için herhangi bir işlem yapılmamış. Elimizde sanık olarak şu an sadece Yakup Şahin var. Bu sefer de bu durumla kapatmak isteyecekler çünkü Şeyh Abdurrahman Alagöz’ün herhangi bir bağlantısı araştırılmadığı için bu davaya da hiç kimseyi dahil etmemeye çalışacaklar.

“Biz önlem almadık” itirafı

Bugüne kadar gizlilik kararı kaldırılsın mücadelesi yürüttü aileler, çok güçlü bir mücadele vardı. Çok açık ki sonuçta bu adalet mücadelesinin bu dava açısından çok temel bir yerde durduğunu düşünüyoruz. Şimdi ikinci bir aşama başladı aslında bu sefer de esas faillerin yargılanması, bu katliamda sorumluluğu olan bütün devlet görevlilerinin bu dosya kapsamında yargılanmaları... Çünkü biz gördük emniyet müdürlüğünün yargılandığı dosyada, orada bir bombalı eylem yapılacağına dair öncesinde istihbarat raporları var ve buna rağmen önlem alınmayarak esasında bu katliama özel olarak davetiye çıkarılmış, bir kasıt olduğu çok açık. Zaten her ne kadar emniyet müdürü 7500 lira gibi bir cezayla kurtulmuş olsa da aslında devlet bir taraftan da şunu kabul etmiş oldu: Alınması gereken önlemler vardı ve biz almadık. Esas sorumluluğunu da kabul etmiş oluyor. Bundan sonrası için de dediğim gibi bu dava kapsamında esas faillerin yargılanması için, bu soruşturmanın genişletilmesi için tekrar mücadelemiz başlamış oluyor.

-Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Savcılık bu dosyanın bu kadar dar bir şekilde tutulmasına o kadar çok kilitlenmiş ki, mesela o gün katliamdan sonra yakalanan Abdullah Ömer Aslan var, motosikletle orada yakalanıyor. Çantasında IŞİD bayrağına benzer bir bayrak buluyor oradaki insanlar. Polis geliyor bu kişiyi alıyor götürüyor ne yaptığını bilmiyoruz. İddianamede hiçbir şey yok onunla ilgili, nasıl bir işlem yapılmış? Yakup Şahin motosikletle götürüldüğünü söylüyor. Bazı kişiler katliamdan önce bir motosiklet sesi duyduklarını söylüyorlar, çok gürültülü bir ses. Sonrasında motosikletli bir şahıs yakalanıyor. Bununla ilgili savcılık takipsizlik kararı veriyor. Fakat takipsizlik kararı verirken neye göre verdiğine dair hiçbir şey yok çünkü buna ilişkin zaten bir araştırma yapmamış. Kişi kimdir, bununla ilgili hangi işlemler yapılmış, ona ilişkin de itirazda bulunacağız bu kişi hakkında da dava açılması yönünde.

Sonuç olarak biz bunu yine de bir kazanım olarak düşünüyoruz, bu davanın açılmış olmasını. Çünkü çok açık ki niyet bu davayı kapatmaktı. Bugün Antep’te düğündeki bombalamayla ilgili biliyorsunuz takipsizlik kararı verildi. Bu dosyayla ilgili de niyet oydu fakat bu dosyanın kapanmaması için çok ciddi bir adalet mücadelesi verildi, bu bir kazanımıdır. Bundan sonra da yine hiç durmaksızın bu soruşturmanın genişletilmesi için biz avukatlar olarak da adalet mücadelesinin bir yerinde mutlaka duracağız ve devam edeceğiz.

Kızıl Bayrak / İstanbul