Sırtımızı değil, yüzümüzü çevirdik Taksim’e!

Bugüne kadar birbirlerine işbirlikçi diye suçlamalarda bulunanlar, 1 Mayıs günü gelince düzenin çizdiği sınırlarda buluşmakta hiçbir sorun görmediler. Sadece buluştukları adresler farklı oldu. Birileri Bakırköy’de, Gebze’de keskin sözler kurarken, birileri milliyetçi söylemler eşliğinde Çanakkale’de, Sakarya’da, 1 Mayıs’ı “bayram” niyetine kutladılar.

Geçtiğimiz yıl 1 Mayıs’ın nerede kutlanacağına dair yapılan tartışmalar bu sene de sürdü. Sendika başkanlarının “bir defaya mahsus Bakırköy” açıklamalarına; emekçilerin canı pahasına savundukları Taksim’i, Çanakkale ve Sakarya mitingleriyle aynı kefeye sokarak metal işçilerinin sesi dahi olamayan, işbirlikçi Türk Metal ve Çelik-İş sendikalarına; konfederasyonda koltuk alamayınca, Taksim’i de koltuk kavgasına alet etmeye çalışarak yönünü Gebze’ye çeviren Birleşik Metal-İş Sendikası’na, en güzel cevap Taksim’e yönünü çeviren metal, tekstil, inşaat vb. işçilerinin direnişi oldu.

Bugüne kadar birbirlerine işbirlikçi diye suçlamalarda bulunanlar, 1 Mayıs günü gelince düzenin çizdiği sınırlarda buluşmakta hiçbir sorun görmediler. Sadece buluştukları adresler farklı oldu. Birileri Bakırköy’de, Gebze’de keskin sözler kurarken, birileri milliyetçi söylemler eşliğinde Çanakkale’de, Sakarya’da, 1 Mayıs’ı “bayram” niyetine kutladılar.

Diğer yanda ise, gücünü ‘77’den, ‘89’dan ‘96’dan, 2010’lardan alıp, adımları kısa da olsa, sloganlarla yönünü Taksim’e çevirenler…

Kolluk kuvvetlerinin sadece meydan civarında değil, kilometrelerce uzak caddelere yerleştirdiği TOMA’ları görünce işçi kardeşlerimizin Taksim’e gelirken zorlanacağı düşüncesi burukluk yaşatırken, birçok engeli aşıp yüz binlerce işçi kardeşimizin yürüdüğü güzergâhlarda bizler de öncü, devrimci işçiler olarak yürüdük. Ellerimizde “Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın sosyalizm!” pankartlarımızla Taksim Meydanı’na yürümeye başladık.

Gözaltına alınışımızın ardından, Türkiye’nin birçok yerinden nakledilen çevik kuvvet polislerini görünce sermayenin korkusuna bir kez daha şahit olduk. Karakola vardığımızda, bizden önce gözaltına alınan inşaat işçilerinin sloganları yükseliyordu. Her geçen dakika gözaltı sayısı artarken, her gelen arkadaşımız gür bir şekilde haykırılan sloganlarla karşılanıyordu. Genç arkadaşlarımızın da gelmesinin ardından hastane kontrolüne elleri kelepçeli götürüleceğimiz söylendi. Onur kırıcı bu duruma karşı tüm dostlarımızla kol kola girip, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” sloganlarımızla tepki gösterirken, nezaretteki dostlarımızın sloganlarımıza eşlik etmesiyle karakol direniş alanına döndü. Onlarca polisin saldırısından sonra götürüldüğümüz hastanedeki işçilere yaptığımız konuşmalara dahi tahammül edemeyen polisler, destek sunan işçileri de darp ediyordu. Tekrar karakola getirildiğimizde ise nezarete konulmadan önce ayakkabı bağcıklarımızı ve kemerimizi çıkartma dayatmasını kabul etmedik. Birer birer aldıkları nezarette, bizi bekleyen polislere karşı direnişimiz yine başlamıştı. Son olarak, serbest bırakıldığımızda ise, bizler sırtımızı değil, yüzümüzü Taksim’e çevirmenin onuruyla karakoldan çıktık.

Bir metal işçisi