Sermaye düzeninin açmazları derinleşiyor; dinci faşist iktidar çark etmeye devam ediyor

Fetihçi dış politikanın bedelini ağır bir şekilde ödeyen işçi sınıfıyla emekçiler, dinci-faşist rejimi kalıcı hale getirmek için izlenen politikanın da bedelini ödüyor. İşçi sınıfıyla emekçiler, bu fatura daha da ağırlaşmadan, ülkeyi kanlı bir kaosa sürükleyen bu zihniyetin temsilcilerinin yakasına yapışıp hesap sormalıdırlar.

Rusya önünde diz çökerek U dönüşü zincirini örmeye başlayan dinci sermaye iktidarı, Şam’daki Emevi camisinde namaz kılma söylemini geri çekerek ikinci adımı attı. U dönüşlerine yeni eklenen halka ise Irak oldu. Ortadoğu’nun gerçekliğine çarparak tuz buz olan fetihçi/saldırgan dış politikanın çöküşü, T. Erdoğan AKP’sini bu alçaltıcı U dönüşlerine mahkum etmiş görünüyor.

“Oyun kurucunun”  “oyun dışı” kalma telaşı

Dinci gericiliğin büyük şefi, Irak’ın emperyalist ordular tarafından işgaliyle ivme kazanan Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) “eş başkanı” olduğunu ilan ettiğinde, bölgede “oyun kurucu” bir gücü temsil etme iddiasındaydı. Oysa kendisine biçilen rol, ABD güdümlü ‘etkin taşeroluktan’ başka bir şey değildi. Sadece Türkiye’yi değil, Ortadoğu’yu da dizayn etme histerisine kapılan bu zihniyetin tek başarısı, emperyalistlerin de onayı ile cihatçı terörü palazlandırıp, bölge halklarının başına bela etmek oldu.  

Himaye ettiği cihatçı çeteleri kullanarak Suriye’den parsa kapma girişimleri sonuç vermeyince TSK’yi savaşa süren AKP iktidarı, Başika bölgesine askeri birlik konumlandırarak Irak’ta da aynısını yapmaya çalıştı. “Irak yağmalanıyor, biz de payımızı isteriz” diyerek Başika’ya işgalci güç konumlandıran dinci sermaye iktidarı, Irak hükümetinin sert tepkisiyle karşılaşmış, sorun Birleşmiş Milletler’in gündemine taşınmıştı. Türk askerinin derhal çekilmesini isteyen Irak Başbakanı Haydar el İbadi’ye kaba mahalle kabadayısı ağzıyla saldıran T. Erdoğan, keskin bir U dönüşü yaparak, “Aman barışalım” diye ‘düşük profilli’ başbakanını el İbadi’nin ayağına gönderdi.

Musul’un IŞİD cellatlarına terk edilmesi için çaba harcayan AKP iktidarı, sonunda “oyun dışına” atılma noktasında bulunduğunu idrak etti. Zira bugün Musul parça parça IŞİD’den temizleniyor, Kürt hareketinin Irak’ta inisiyatif alanı genişliyor ama “oyun kurucu” olduğunu iddia eden AKP şeflerini dikkate alan yok. Bunlara Rusya’nın, “Musul’da IŞİD’e karşı savaşı baltalama politikasını terk et” baskısını da eklemek gerekiyor. Haliyle -dünya aleme rezil olsalar da-, T. Erdoğan’la müritlerinin önünde U dönüşü dışında bir seçenek kalmıyor.

Fetihçi histeri baki ancak…

Gerçeklik duvarına toslayan dinci gericilik, U dönüşü zincirine yeni halkalar eklemeye mahkum görünüyor. Ancak bu omurgasızlık, fetihçi histeriyi atlattığı anlamına gelmiyor. Tersine, yağmadan pay almaya muvaffak olmadığı için yayılmacı hevesleri daha da bileniyor. Bundan dolayı gerçekliğin duvarına toslama pahasına da olsa, yayılmacı girişimlere devam edeceklerini belirtmek gerekiyor.

Fetihçi histeri baki olsa da, hem bölgesel hem uluslararası durum, dinci sermaye iktidarının “aktif taşeronluğun” ötesine gidemeyeceğini ispatlamaktadır. Aşılamayan rejim krizine önlenmesi zor olan ekonomik krizin eklenmesi durumunda ise, “aktif taşeron” vasfını bile yitirebilir.

“Güvenilmez” damgası kalıcılaştı

Bölge ülkeleri, AKP iktidarının U dönüşlerinden memnun görünüyor. Buna rağmen “komşuların topraklarında gözümüz yok”, “teröre karşı savaşta kararlıyız” türü söylemlere inanan da yok. Bu da doğaldır. Zira “Lozan anlaşmasını tanımıyoruz”, “Gönül sınırlarımız haritadaki sınırlardan farklıdır”, “10 yılda Türkiye’yi dönüştürdük, Ortadoğu’yu da dönüştüreceğiz” gibi iddialı laflar edenlerin yayılmacı hevesleri olmadığı masalına kim inanır?

T. Erdoğan’la müritleri, Ortadoğu halkları nezdinde “güvenilmez” damgasını yemiş durumdalar. AKP iktidarının “İslamcı teröre destek veren, Arap topraklarında gözü olan, ikiyüzlü/güvenilmez” olduğu konusunda tam bir mutabakat mevcut. Çünkü “Ortadoğu’yu yeniden dizayn edeceğiz” diyebilecek kadar gözü dönmüş bir anlayışın 6 yıldan beri İslamcı teröre verdiği sınırsız destek unutulmuş değil.

Her şey dinci-faşist rejim için

Biat etmeyenlere kaba bir şiddetle saldıran iktidarın dinci faşist rejime “yasal kılıf” uydurma telaşı, dış politikaya da yansıyor. Nitekim U dönüşlerinin “sıradan vaka” haline gelmesinin bir nedeni de iç politikada yaşanan sıkışmadır. Dışarıdan gelen basınçları kısmen de olsa hafifletmek, toplumu zorbalığın kamçısıyla yöneten iktidar için bir zorunluluk. Dinci faşist rejime “hukuksal kılıf” uydurma histerisiyle hareket eden iktidar, dış politikada yaşadığı rezaletleri, hamasi nutuklarla dengelemeye çalışıyor. Dışarıdan bakanlar için gülünç olan bu nutukların hedefi, AKP güdümündeki toplum kesimlerini bu kof vaazlarla yedekte tutmaktır.

Fetihçi dış politikanın bedelini ağır bir şekilde ödeyen işçi sınıfıyla emekçiler, dinci-faşist rejimi kalıcı hale getirmek için izlenen politikanın da bedelini ödüyor. İşçi sınıfıyla emekçiler, bu fatura daha da ağırlaşmadan, ülkeyi kanlı bir kaosa sürükleyen bu zihniyetin temsilcilerinin yakasına yapışıp hesap sormalıdırlar.