“Operasyonel mekanizma”dan “Fırat Kalkanı”na...

Güncel tabloya bakarak ABD emperyalizminin Suriye savaşında tümüyle pes ettiği sonucuna varmak doğru olmayacaktır. Zira ABD ve müttefikleri bölgedeki savaşı derinleştirmek için fırsat kollamakta, yeni hamleler yapmanın zeminlerini oluşturmaya çalışmaktadır. Bu karmaşa içinde, her telde oynamaya çalışan bir ip cambazına dönen sermaye devletinin akıbeti ise belirsizliğini koruyor.

Emperyalist devletlerin, bölgesel politikalarını hayata geçirebilmek için Afganistan, Irak ve Libya’nın ardından Suriye’yi de nasıl kanlı bir satranç tahtasına çevirdiğine tanık oluyoruz. Hem çeşitli medya kuruluşlarında hem de çeşitli vesilelerle verilen brifinglerde “uzman” sıfatıyla konuşanların “sahadaki gelişmelerden” kast ettikleri “saha”, yani Suriye işte bu kanlı coğrafyayı ifade ediyor. Binlerce insanın yaşamını yitirdiği, milyonlarca insanın ölüm yolculuklarını göze alarak terk etmek zorunda kaldığı, kan gölüne dönen topraklar onlar için sadece bir “saha.” Sanki sanal bir savaş oyununun oynandığı, rakip oyun kurucularının taktik mücadelesi verdiği gerçek olmayan bir bilgisayar ekranı.

*

Suriye’de ABD emperyalizmi karşısında elini güçlendiren Rusya’nın bölgede daha çok söz sahibi olması ve Türk sermaye devletinin rotasını Rusya’ya çevirmesi yeni sonuçlar yaratmakta. Rus uçağı düşürüldüğünde Rusya’ya karşı NATO’yu yardıma çağıran Erdoğan ve AKP, şimdi gittikçe saplandığı Suriye bataklığında daha hızlı ilerleyebilmek için “müttefikleri” göreve çağırıyor. TÜBİTAK ödül töreninde konuşan Erdoğan şunları söyledi:  “Bugün de El Bab operasyonumuzda ne NATO’nun ne de bölgede güç bulunduran güya müttefik ülkelerin en küçük bir desteğini görmüyoruz. Sözüm ona DEAŞ’a karşı mücadele için kurulan koalisyon bugün DEAŞ’a en büyük zayiatı verdiren, örgütün belini kıran El Bab harekâtına hiçbir katkı sunmuyor.” ÖSO’ya Türkiye’de terör örgütü denmesine tepki göstererek, “Özgür Suriye Ordusu terör örgütü falan değil” diyen Erdoğan, ÖSO’yu “Amerika’nın başında ‘birlikte kuralım’ dediği bir örgüttür. Ilımlı muhaliflerden oluşan direniş hareketidir” diye açıklamaktadır.

Bu açıklama kapitalist-emperyalist sistemin “terör” ve terörist” tanımıdır. Çıkarlarına göre en alçakça cinayetler gerçekleştirenler “direnişçi”, sadece facebook hesaplarından hak ve özgürlük talep edenler “teröristtir.” Vaktiyle Afganistan’da Sovyet işgaline karşı, içinden El Kaide’yi doğuran Taliban da bir “direniş hareketiydi.” Saddam devrildikten sonra Irak’ta bu cinayet şebekelerinin palazlanması için ABD emperyalizminin sarf ettiği çabalar biliniyor. Emperyalistlerin bu “direniş” örgütlerinin cihatçı katiller olduğunun ortaya çıkması çok uzun sürmedi. Zira Libya’da Kaddafi’yi devirip, sonrasında linç edip öldürenlerin kanlı ayak izlerinin Suriye’de görülmesi tümüyle emperyalist politikaların sonucuydu.

İlk başlarda “Suriyeli devrimciler” olarak yutturulmaya çalışılan bu sapkınlar sürüsü emperyalist politikanın başarıya ulaşması uzadıkça kendi içinde de farklılaştı. Şimdilerde emperyalistler ve uşakları IŞİD, El Nusra gibilerine terör örgütü deme lütfunda bulunuyorlar. Fakat bunlarla aynı kanlı hamurdan yoğrulan, aynı kanlı kumaştan örülen ve aynı karanlıktan beslenen bir kısmı ise sözde “ılımlı muhalifler” olarak emperyalistler ve işbirlikçileri tarafından desteklenmeye devam ediliyor.

Suriye’ye demokrasi getireceği söylenen ve ölenlerinin “şehit” olduğu iddia edilen bu güruhla birlikte Türk ordusu Fırat Kalkanı adı altında El Bab’a doğru işgal harekatını genişletmeyi amaçlıyor. Yazının başında belirtildiği üzere Erdoğan’ın ABD’ye, NATO’ya ve diğer müttefik güçlerine çatmasına neden olan tepkisi bu operasyonun geldiği noktayla ilgili. “Hani birlikte kurmuştuk” dediği ÖSO’ya destek isterken, haklı olarak öncesinde müşterek oldukları planları hatırlatıyor.

ABD emperyalizmi, Libya’nın işgaline kadar bir nebze olsun işletilebilen BM, NATO vb. emperyalist kuruluşların Suriye sürecinde ciddi bir tıkanıklık yaşamasından dolayı yeni taktikler hayata geçirdi. Suriye’ye yönelik doğrudan bir müdahaleye girişmek yerine savaş politikasını bölgedeki taşeronları ve ÖSO gibi çeteler üzerine kurdu. Afganistan, Irak ve Libya işgallerinde olduğu gibi Suriye’de de Türk sermaye devleti ABD’nin aktif taşeronuydu.

Suriye’ye dönük emperyalist müdahalenin ilk günlerinde gündeme getirilen “operasyonel mekanizma”dan “eğit-donat” projesine kadar ÖSO denen çete bizzat emperyalist koalisyon tarafından desteklendi. Türk sermaye devleti ise bu sürecin en aktif unsuru olarak hareket etti. Neo Osmanlı hayalleri gözlerini öyle bürümüştü ki, Erdoğan ve AKP’si kraldan daha çok kralcıydı. Suriye’de “bir Emevi camisinde kılınacak namaz” an meselesiydi.

İşte bugün Erdoğan’ın sukût-u hayale uğramışçasına, ÖSO vesilesiyle serzenişte bulunmasının gerisinde bu süreçler yer almaktadır. “Lider ülke” Türkiye ise bu terazide ağırlık ne tarafta ise o tarafa kayan bir durumdadır. Suriye’de ağırlık merkezi Rusya lehine kayınca, Türk sermaye devleti içte ve dışta yaşadığı diğer sorunların da etkisiyle bu yeni duruma boyun eğmek zorunda kalmış bulunuyor. Rusya’ya verdiği ciddi tavizler sonucu bir parça kuyruğu dik tutmaya çalışan sermaye devleti, içerisine düştüğü pespaye durum nedeniyle ikide bir stratejik efendisine serzenişte bulunuyor.

Güncel tabloya bakarak ABD emperyalizminin Suriye savaşında tümüyle pes ettiği sonucuna varmak doğru olmayacaktır. Zira ABD ve müttefikleri bölgedeki savaşı derinleştirmek için fırsat kollamakta, yeni hamleler yapmanın zeminlerini oluşturmaya çalışmaktadır. Bu karmaşa içinde, her telde oynamaya çalışan bir ip cambazına dönen sermaye devletinin akıbeti ise belirsizliğini koruyor.