Kitle katliamlarını “lütfa” çevirenler

AKP gericiliği terör argümanı üzerinden iktidarını korumanın yollarını aramaktadır. Kitle katliamlarının ardından arttırılan “güvenlik” önlemleri kendine muhalif kesimleri hedeflemektedir. Terör demagojisini ise kendilerine yönelik en ufak eleştiriyi bastırmanın, OHAL’i uzatmanın, baskı ve zorbalığı daha da arttırmanın aracına dönüştürmüş bulunuyor.

Reina katliamının ardından devlet erkânından bildik açıklamalar geldi. “Birlik beraberlik” vurguları eşliğinde, “teröre” boyun eğmeyeceklerini açıkladılar. Bu açıklamalara bakıldığında sanki iktidarda kendileri yokmuş, savaş eksenli sürdürülen iç ve dış politikayı başkaları belirlemiş, emperyalizmin hizmetinde Suriye’de aktif taşeronluğu hevesle sürdürmemiş, gerici cihatçı çeteleri desteklememiş oldukları sanılabilir.

Bu karanlık atmosferin sorumlusu olarak AKP, kitle katliamlarını kendi kirli çıkarları için kullanmayı da gayet iyi biliyor. Nasıl ki 15 Temmuz darbe girişimini “lütuf” saymışlarsa, kitle katliamlarını da “lütfa” dönüştürerek “terör” demagojisini tırmandırıyorlar. Bu yolla kitlelerin bilincini bulandırarak, yaratılan karanlık, kaotik savaş ortamındaki sorumluluklarını gizlemeye çalışıyor, öte yandan “teröre karşı birlik” söylemiyle kanlı iktidarlarını kalıcı hale getirmenin fırsatını kolluyorlar.

Biliniyor ki emperyalizm çağdaş dünyadaki her türlü gericiliğin temel dayanağıdır. Bu çerçevede, farklı dönem ya da coğrafyalarda gerici odakları besleyen büyüten ve insanlığın başına musallat eden de emperyalizmin ta kendisidir. Bugün Ortadoğu’da adı ister El Kaide, El Nusra olsun ister IŞİD; gerici çeteler de emperyalizmin kirli savaş politikalarının sonucu olarak beslenip, büyütüldüler. Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Libya’da emperyalistler ve işbirlikçi ülkelerince kullanılmak üzere hep el altında tutuldular ve tutulmaya da devam ediliyorlar. Emperyalizmin ve işbirlikçilerinin kucağında büyütülen, IŞİD ve benzeri gerici çetelerin şimdilerde, gerek işlevleri bittiğinden gerekse politika değişikliğinden “terörist” ilan edilmeleri ise inandırıcı değildir.

Bahsi geçen cihatçı çetelerin emperyalizmin himayesinde gelişme imkânları bulması, bu çetelerin toplumsal yapıya dair gerici hayalleri olduğunu ve bu uğurda gerçekleştirdikleri katliamlar gerçeğini değiştirmiyor. Egemen olabildikleri yerlerde gerici hayallerini gerçekleştirirken vahşi savaş yöntemlerini, kitlesel tecavüzleri, köle pazarlarını “modern dünyaya” gösterdiler. Öte yandan bu gerici örgütler dünyanın pek çok yerinde ve de Türkiye’de, çeşitli saldırılar gerçekleştirdi. Fransa’da Paris, Nice katliamları, Berlin’de ya da Türkiye’de kitle katliamları bir sonuç olarak yaşandı ve yaşanmaya devam edecek gibi görünüyor. Zira emperyalist gericilik sürekli olarak böylesi karanlık ve kaotik ortamlar yaratmakta ve buradan beslenmektedir.

Bu nedenle böylesi gerici saldırıların sorumluluğunu gerici cihatçı çetelerle birlikte emperyalist güçlerin ve işbirlikçi ülkelerin taşıdığını önemle vurgulamak gerekmektedir. Reina katliamında da tetikçi IŞİD’di. Ancak IŞİD’i yaratan ve onunla kirli pazarlıklar güden emperyalizmle işbirliği halindeki Türk sermaye devleti ve onun dümenindeki Erdoğan AKP’sinin sorumluluğu asla unutulmamalıdır.

Türk sermaye devleti, emperyalizmin bir taşeronu olarak ve de ‘yeni Osmanlı’ hayalleriyle yaşayan Erdoğan ve AKP’sinin yayılmacı politikaları nedeniyle Suriye’de kirli ve kanlı politikaların hayata geçmesinde aktif rol oynadı. Bu kirli politikaların bir gereği olarak gerici cihatçı çeteler desteklendi, eğitildi, donatıldı. Bugün “terör” demagojisi yapan Erdoğan ve AKP’si düne kadar IŞİD ve benzeri gerici çetelerden beklenti halindeydi. Yayılmacı Suriye politikasını gerçekleştirmek ve Kürt halkının Suriye’deki kazanımlarını sabote etmek için işbirliği içindeydiler. Bu çetelere TIR‘lar dolusu silahlar gönderildi, ülke sınırları açıldı vb. Aynı kumaştan oldukları için ülke içinde de bu gerici çetelere fazlasıyla alan açıldı.  İstanbul’un göbeğinde toplu bayram namazı kılarak cihat çağrısı yapan ve Türkiye’ye ‘Aklınızı başınıza alın‘ uyarısı yapanlar, çeşitli illerde irtibat büroları kuranlar bunu AKP ile aynı kumaştan olmanın kolaylığıyla yaptılar.

Öte yandan Tayyip Erdoğan Reina katliamı sonrası; “Ülke ve millet olarak, terör örgütlerinin ve arkalarındaki güçlerin sadece silahlı saldırılarına değil, onların ekonomik, siyasi, sosyal saldırılarına karşı da sonuna kadar mücadele edeceğiz” diyerek başka bir demagoji örneği sergiliyor, bilinç bulandırmaya devam ediyor. Bilindiği gibi kendi tabanını “üst akıl”, “Türkiye’yi çekemeyen dış güçler” vb. argümanlarla oyalayan Erdoğan, Reina katliamının ardından “IŞİD’in ardındaki güçler” söylemi üzerinden toplumu manipüle etmeye çalışıyor, yaşanan çok yönlü krizin sorumlusu olarak “bu güçleri” göstereceğinin sinyalini veriyor. Esasta IŞİD’in ardındaki güç, emperyalizmle birlikte kendisinin de içinde olduğu işbirlikçi ülkelerdir.

Özetle, AKP gericiliği terör argümanı üzerinden iktidarını korumanın yollarını aramaktadır. Kitle katliamlarının ardından arttırılan “güvenlik” önlemleri kendine muhalif kesimleri hedeflemektedir. Terör demagojisini ise kendilerine yönelik en ufak eleştiriyi bastırmanın, OHAL’i uzatmanın, baskı ve zorbalığı daha da arttırmanın aracına dönüştürmüş bulunuyor. Görülen o ki, AKP iktidarı önümüzdeki günlerde de devlet terörünü meşrulaştırmak için Reina katliamı gibi saldırıları “lütuf” olarak değerlendirmeye devam edecektir.