Katliamlara ve barbarlığa geçit verme!

Sermaye düzeninin savaş ve saldırganlık politikalarına, faşist baskı ve devlet terörüne karşı mücadeleyi büyütmek, işçi ve emekçiler için güncel ve yaşamsal bir önem taşımaktadır. Çünkü, işçi sınıfı ve emekçi kitleler adına başkaca bir çıkış yolu bulunmamaktadır.

İçinden geçmekte olduğumuz tarihsel dönemin olayları, insanlığın kapitalist sistem tarafından büyük bir yıkımın içerisine doğru sürüklendiğini doğruluyor. 2017 yılının daha ilk saatlerinde İstanbul’da IŞİD tarafından gerçekleştirilen kitle katliamı, bu olguyu tüm acımasızlığı ile bir kez daha gözler önüne serdi.

Katliamın ardından bir dizi senaryo ortaya atıldı, burjuva medya toplumun algısını yönlendirmek için alabildiğine manipülatif haberler yayınladı. Katliam için seçilen mekandan tutun da katilin kullandığı silahın donanımına kadar, bir dizi “ayrıntı” boyalı basının son dakika manşetlerini süsledi.

AKP, iktidarını kanla ayakta tutuyor

AKP iktidarı ve burjuva medya, yarattıkları bu bilgi kirliliği ile Türkiye’yi katliamlar ülkesine çeviren savaş politikalarının üzerine ince bir yalan perdesi örtmek istiyor. Sefil iktidarını ayakta tutmak için her türlü barbarlığı göze almış bulunan AKP; işçi ve emekçilerin bilinçlerini dumura uğratmak, toplumsal yaşamın her alanında korku duvarlarını yükseltmek ve en nihayetinde “terör” demagojisi eşliğinde tırmandırılan “güvenlikçi politikalara” kılıf uydurmak için adeta kanla besleniyor.

İşçi ve emekçiler her yeni gelişme ile kendisini ortaya koyan bu çıplak gerçeği görmeli, kirli yöntemlerle pompalanan yalanlara artık kanmamalıdır. Zira, diğerlerinde olduğu gibi son IŞİD katliamının sorumlusu da, tırmandırdığı savaş politikalarıyla sermaye devleti ve onun dümenini elinde tutan AKP iktidarıdır. Bu toprakların cihatçı, ırkçı çetelerin cirit attığı bir coğrafyaya dönmesinin gerisinde de yine sermaye devleti ile emperyalist güçler yer almaktadır. Çünkü, başta IŞİD olmak üzere, cihatçı çeteleri Kırşehir’de toplayıp eğiten ve donatan onlardır. Sınır boylarını bu gerici-faşist çetelerin cephe gerisine çeviren, “mülteci kamplarını” cihatçı devşirmek için toplama merkezlerine dönüştürenler de onlardır. Özetle, dün beslenen-büyütülen IŞİD ve benzeri cihatçı çeteler, bugün barbarca katliamların altına imza atmaktadır. MİT tırları ile bu çetelere gönderilen silah ve bombalar, bugün Ankara’da, İstanbul’da patlamaktadır.

Barbarca katliamları bile fırsata çeviriyorlar

AKP’nin kendine has fırsatçılığı pek çok pratiği üzerinden biliniyor. Lakin, içerde ve dışarıda birçok açıdan sıkışmış bulunan AKP iktidarı, gelinen süreçte barbarca yöntemler üzerinden gerici iktidarını tahkim etmeye yönelmiş bulunuyor. IŞİD’in yılbaşı gecesi İstanbul’da gerçekleştirdiği katliamın ardından buna bir kez daha tanıklık ettik.

Daha onlarca insanın cenazesi yerden kalkmamışken AKP iktidarının ilk işi “güvenlikçi politikalar” adı altında faşist baskıyı tırmandırmak oldu. Cihatçı çeteler elini kolunu sallayarak İstanbul’un göbeğinde katliam gerçekleştirirken, katliamı protesto edenler polis terörüne maruz kaldı; gözaltına alındı, tutuklandı. Katliamcı çeteler ile sermaye devletinin ilişkilerini ortaya koyan basın yayın kuruluşları ve sosyal medya kullanıcıları hedef haline getirildi. Muhalif olan herkes AKP şefleri tarafından açık açık tehdit edildi. Kendi iç hukuklarını bile işletmeden, apar topar OHAL’in süresini uzattılar. Ardından da “kimse bizden OHAL’i kaldırmamızı ve anti-terör yasalarımızı değiştirmemizi beklemesin” türünden açıklamalar yaptılar. Örnekler çoğaltılabilir...

Tüm bu olup bitenler AKP iktidarı adına tam bir gözü dönmüşlük örneğidir. Bu böyle olmakla birlikte, aynı olgular içeride ve dışarıda açmazları derinleşen AKP iktidarının aczinin de açık göstergeleridir. Zira sermaye devleti ve onun dümenini elinde tutan AKP iktidarı her açıdan batak içerisindedir ve çırpındıkça derinliklere doğru yol almaktadır. Bu nedenle kanlı iktidarlarını katliamlarla, baskı ve zorbalıkla ayakta tutmaktan başka bir çare bulamamaktadır.

İşçi ve emekçiler, barbarlığa ve katliamlara boyun eğmemeli

İçinden geçmekte olduğumuz süreçte giderek tırmandırılan savaş ve saldırganlık politikaları dolaysız olarak emekçileri ve ezilen halkları hedef almaktadır, hem iktisadi-sosyal açıdan hem de kan ve can bedeli olarak. Zira bugün Ortadoğu’da oluk oluk akan kan, yoksul emekçi halkların kanıdır. Bugün savaşa ve silahlanmaya harcanan paralar, işçi ve emekçilerin sömürüsü üzerinden elde edilmektedir. Bugün barbarca gerçekleştirilen katliamlar ve faşist devlet terörü ile sindirilmek istenen de emekçilerdir.

Bu nedenle, sermaye düzeninin savaş ve saldırganlık politikalarına, faşist baskı ve devlet terörüne karşı mücadeleyi büyütmek, işçi ve emekçiler için güncel ve yaşamsal bir önem taşımaktadır. Çünkü, işçi sınıfı ve emekçi kitleler adına başkaca bir çıkış yolu bulunmamaktadır: Ya kapitalist-emperyalist sistemin kölelik dayatmalarına, savaş politikalarına, katliamlara, sömürüye ve barbarlığa boyun eğmek, ya da özgür ve eşit bir dünya için sosyalizm kavgasını büyütmek!