Emperyalizme/NATO’ya muhalefetin yolu, kapitalizme ve dinci-gericiliğe karşı mücadeleden geçer

Çağımızda tutarlı anti-emperyalist olmak ancak anti-kapitalist olmakla mümkündür. Kapitalizme karşı olmayan anti-emperyalist tutum da emperyalizmi meşru sayan anti-kapitalist tutum da tutarlılık ve samimiyetten yoksundur. Esas olan kapitalist emperyalizme ve bütün siyasi temsilcilerine karşı devrimci mücadeledir. İşçi sınıfının merkezinde bulunduğu devrimci bir toplumsal hareket geliştirilmeden ne kapitalizm belasından kurtulmak ne emperyalist hegemonyayı kırmak mümkündür.

15 Temmuz darbe girişiminden önce dinci gericiliğin büyük şefi Tayyip Erdoğan’ın emperyalistler nezdinde kullanım süresi dolmuştu. ABD’ye yaptığı son iki ziyarette maruz kaldığı alçaltıcı muamele, bu durumun Obama yönetimi tarafından resmi ilanı gibiydi. ABD’nin darbe girişimi karşısında sergilediği tutum, durumda bir değişiklik olmayacağının işaretini verdi. Darbe girişimi sonrasında dinci iktidar adına yapılan açıklamalar ise efendi/uşak ilişkilerindeki gerilimi daha da arttırdı.

Batılı emperyalistlerin kendisine yeni kredi açmayacağını fark ettiği anda “kabadayılık” taslamaya başlayan dinci gericiliğin şefi, ABD’yi eleştiren vaazlara yöneldi. Şeflerinden işareti alan medyadaki dinci-tetikçi kalemşor takımı ise “ABD/NATO karşıtı” serbest atışa geçtiler. Bazı AKP’li bakanlar da bu koroya katıldılar. Bu “sahte kabadayılık” ayinleri ABD/NATO karşıtlığından değil, emperyalist merkezlerin AKP’ye verdikleri desteğin sona ermiş olmasından kaynaklanıyor.

ABD/NATO karşıtlığı, dinci gericiliğin haddini aşar

Dinin siyasallaştırılması, halkları dinsel/mezhepsel temelde parçalama planının bir parçasıdır. Bu planın patenti ise emperyalist/siyonist güçlere aittir. Türkiye’deki siyasal İslamcıların emperyalizme bağımlılıkları ise emsallerinden de belirgindir. 1960’lı yılların CIA projelerinden olan “Komünizmle Mücadele Dernekleri”nde yetiştirilen günümüzün dinci gerici şefleri, emperyalizme sadakatlerini her alanda ispatlamışlardır. Gülen cemaatinin ABD’yi üs seçmesi de belediye başkanlığı döneminden beri Tayyip Erdoğan’a kırmızı halı serilmesi de tesadüf değil. 1,5 milyon Iraklının katledilmesinden sorumlu olan ABD işgal ordusunun askerleri için dua eden T. Erdoğan’la müritlerinin safı kimse için bir sır olmasa gerek. Emperyalist/siyonist güçlerin safında oldukları içindir ki Suriye’nin yakılıp yıkılması suçunun önde gelen faillerinden oldular.

Hal böyleyken ABD/NATO karşıtı laflar etmek riyakarlıktan başka bir şey değildir. ABD/NATO karşıtı laflar etmek, efendileri nezdinde kullanım süresi dolan uşağın hırçınlığından öte bir anlam taşımıyor. Dinci gericiliğin emperyalizme bağımlılığı ekonomiktir, siyasidir, ideolojiktir... Kısacası varlıklarını kapitalist/emperyalist sisteme borçludurlar. T. Erdoğan’ın “Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eşbaşkanı benim” sözleri boşuna söylenmedi. Vurgulayalım ki, iliklerine kadar dinci, gerici, mezhepçi olan bir anlayış, doğası gereği ancak emperyalizme hizmet edebilir.

NATO mu Avrasya mı?

Serbest atışa devam eden tetikçi kalemşor takımı, “Türkiye NATO’dan ayrılacak, Rusya ile yakınlaşacak, Avrasya kampına katılacak” tartışmaları da yürütüyor. Batılı emperyalistlerin darbe girişimi karşısındaki ihtiyatlı tutumları, Rusya ile İran’ın ise darbe girişimine karşı net bir tutum almaları, T. Erdoğan’ın V. Putin’le görüşecek olması gibi gelişmeler bu tartışmaların dayanağı diye sunuluyor. Bu gelişmelerin dinci iktidarla emperyalist efendileri arasındaki gerilimi arttırdığı bir gerçektir. Ancak ne emperyalistler Türkiye’den vazgeçiyor ne Türk sermaye devleti ve dinci gerici iktidar emperyalistlerle köprüleri atıyor.

Elbette Türk burjuvazisi de Rus burjuvazisi de iki ülke arasındaki ilişkilerin geliştirilmesini istiyor. Zira her iki sınıfın çıkarları bunu gerektiriyor. Ancak bunun NATO’dan ayrılıp Rusya-Çin-İran eksenine katılmakla veya Avrasyacı olmakla bir ilgisi yoktur. Başını ABD’nin çektiği emperyalist kampa bağımlılık stratejiktir. Rusya ile ilişkilerin ise belli sınırları var. Nitekim Rus savaş uçağının düşürülmesinden sonra yaşananlar iki ülke arasındaki ilişkilerin sınırlarını da göstermiştir.

Emperyalizmin iç dayanağı kapitalizmdir

Türkiye’nin 1952’den beri NATO tetikçiliği yapması bir tesadüf veya kişilerin öznel tercihleriyle ilgili bir olay değil. Tersine, Türk burjuvazisinin belli oranda sermaye birikimi sağlayabildiği bir tarihsel aşamada yaptığı sınıfsal tercihin dolaysız sonucudur. Sermaye iktidarı o günden beri emperyalizme göbekten bağımlıdır; ekonomik, siyasi, askeri, diplomatik vb. alanlarda kıble her zaman Washington’dur, IMF’dir, Dünya Bankası’dır, Pentagon’dur, CIA’dır, NATO’dur…

Böyle olması eşyanın doğası gereğidir. Burjuvazi ve onun devleti emperyalizmin iç dayanağı iken ABD, AB, NATO ise tüm kesimleriyle Türk burjuvazisinin sırtını dayadığı güç odaklarıdır. Bu ilişkiler Türk burjuvazisi veya dinci gericilik odağı AKP’yle sınırlı olmayıp, bağımlı kapitalist ülkelerin emperyalist merkezlerle ilişkilerinin temelidir. Bağımlı ülkelerin bu sınırları parçalaması, ancak güçlü, militan kitle hareketinin geliştiği koşullarda mümkün olabilir.

Anti-emperyalizm anti-kapitalizmdir!

Çağımızda tutarlı anti-emperyalist olmak ancak anti-kapitalist olmakla mümkündür. Kapitalizme karşı olmayan anti-emperyalist tutum da emperyalizmi meşru sayan anti-kapitalist tutum da tutarlılık ve samimiyetten yoksundur. Esas olan kapitalist emperyalizme ve bütün siyasi temsilcilerine karşı devrimci mücadeledir. İşçi sınıfının merkezinde bulunduğu devrimci bir toplumsal hareket geliştirilmeden ne kapitalizm belasından kurtulmak ne emperyalist hegemonyayı kırmak mümkündür.