Emperyalizm ve işbirlikçileri yenilecek, direnen halklar kazanacaktır!

Sömürgeci Türk sermaye devleti, dinci-gerici AKP iktidarının yeni Osmanlıcılık hırsı ve hevesi ile dosdoğru bir batağa doğru gidiyor.

Emperyalistler ve işbirlikçileri önce IŞİD’i yarattılar. Beslediler, büyüttüler, eğittiler, donattılar, sonra da Ortadoğu halklarının üzerine saldılar. Etnik ve mezhepsel ayrımlar üzerinden Irak ve Suriye’de mazlum halkları kanlı bir iç savaşın içine sürüklediler.

İnsanlık düşmanı IŞİD çeteleri çekirge sürüleri gibi önce Musul’u işgal etti. Ardından Şengal’e girdi. Birkaç gün içinde binlerce Ezidi Kürt'ü katletti, binlercesini dağlara sürdü. Merkezi Irak yönetimine bağlı askerler ve Barzani’ye bağlı Peşmergeler pılıyı pırtıyı bırakıp kaçmıştı.

Musul ve Kerkük üzerinde her daim hak iddiasında bulunan Türk sermaye devleti memnundu ve gelişmeleri ellerini ovuşturarak izliyordu. ABD ve koalisyon güçleri sessizdi, bekliyorlardı. IŞİD sürülerinin Erbil’e yürüyüşünü YPG ve PKK gerillaları durdurdu. Şengal halkının yardımına koştular, onlarla birlikte IŞİD’e karşı ölümüne bir kavgaya girdiler. Sonuçta, IŞİD saldırıları püskürtüldü, Şengal kurtarıldı. IŞİD’e ilk darbe burada vuruldu.

ABD ve batılı büyük devletlerin de içinde yer aldığı IŞİD’e karşı koalisyon kendilerine özgü ikiyüzlü politika ve icraatlarını burada da sergiledi. IŞİD’in kaybedeceğini anladıkları an, hızla harekete geçtiler, emperyalistler birdenbire “hayırsever” bir kimliğe büründüler. Havadan Şengal halkına yiyecek ve içecek malzemesi attılar. Taktik aynı taktikti, yenemiyorsan, yedekle...

Türk sermaye devletine gelince, hevesi kursağında kaldı. Barzani utanç içindeydi. Efendisinin telkini ve akıl vermesi ile ilk kez PKK gerillalarını ziyaret etti, direnişleri nedeniyle onları kutladı. Hem de PKK için sembolik öneme haiz Mahmur Kampı'nda...

Ne var ki, Türk sermaye devleti ve IŞİD çeteleri kana ve katliama doymuyordu. Cihatçı çeteler yine Türk sermaye devletinin ve batılı emperyalistlerin desteği ile bu kez Kobanê’yi işgale girişti. Dinci-gerici AKP iktidarının ebedi şefi Tayyip Erdoğan’ın ağzı kulaklarındaydı. “Kobanê ha düştü, ha düşecek” diyerek müjdeli bir haber bekliyordu. Bölge ve dünya halklarının manevi-moral desteği ile ilerici ve devrimci güçlerin aktif dayanışmasını da arkasına alan Kürt halkı bir de burada IŞİD çetelerini yenilgiye uğrattı.

Türk sermaye devleti hüsrana uğradı. ABD ve diğer emperyalistler burada da bir süre sessiz kaldılar ve yine savaşın kaybedileceğini gördükleri an harekete geçtiler. Yine “hayırsever” kılığında havadan yardım malzemesi attılar. İşi biraz daha ileri götürüp, bir koridor açma girişimi ortaya koydular.

Türk sermaye devletinin Kürt halkına düşmanlığı baki idi, burada yaşadığı hüsranın ardından bu daha da arttı. Barzani’nin PKK ve YPG’ye düşmanlığının da aşağı kalır yanı yoktu. ABD ise deneyimliydi, en olumsuz durumdan dahi nasıl çıkacağını biliyordu. “Yenemiyorsan yanına al!”
Bu ne kadar ve nereye kadar sürecek, şimdiden bu konuda kesin bir şey söylenemez. Ama bunu hâlâ yapıyor. Kesin olan şudur, emperyalizmin özü değişmedi, o hâlâ ezilen halkları köleleştiren niteliğini olduğu gibi koruyor. Zira emperyalizmin temel ilkesi halklar üzerinde kayıtsız koşulsuz egemenliktir.

Yalan da, ikiyüzlülük de devam ediyor

Türk sermaye devleti IŞİD adlı ölüm makinesini sadece dışarıda değil, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da da halkların başına bela etti. Sınırları ona zaten açıktı, iyice açtı. Korudu, kolladı, eğitti, silahlandırdı, onlar için kamplar oluşturdu, hastaneler yaptırdı. Zamanı gelince de Suruç’ta, Ankara’da, Antep’te olduğu gibi vahşi katliamlar için sonuna kadar kullandı.

Türk sermaye devleti hâlâ IŞİD’le bağlantılı, bu kirli silahını hâlâ elinde tutuyor. Gerektiğinde onunla iş görüyor. Uzun zamandır emperyalistler tarafından halkları aldatmak amacıyla ortaya atılmış bir “IŞİD’e karşı mücadele” yalanı var. Yalana dayalı propaganda yürütmekte kimsenin eline su dökemeyeceği Türk sermaye devletinin Kürt halkına yönelik düşmanlığı o derecedir ki, tüm emperyalistler için bu bölgede iş görmenin yegâne bahanesi olan bu yalana bile direndi. Ancak şimdilerde o da, elbette tam bir ikiyüzlülükle IŞİD’e tavırlı gibi görünüyor. Çünkü, 951 kilometre uzunluğundaki sınırında tehlike büyüyor. Kürtler ha bire yeni kazanımlar elde ediyorlar. YPG ABD’nin yönlendiriciliğinde ha bire ilerliyor. Türk sermaye devleti dehşet içinde bu ilerleyişi izledi uzun süre. YPG sermaye devletinin “kırmızı çizgi” ilan ettiği “Fırat’ın batısı”na geçti. Minbiç IŞİD çetelerinden arındırıldı. Sırada Cerablus-Azez-El Bab vardı. Sonraki hedef Rakka idi. Tam da bu sırada sermaye devletinin Cerablus işgali gerçekleşti.

Türk sermaye devleti, elbette ABD, AB ve Rusya’nın yanı sıra Suriye ve İran’ın izni ve onayıyla ve bu kez de ÖSO adlı çete ile birlikte Cerablus’a girdi. Tek bir mermi atmadan ve en küçük bir direnişle karşılaşmadan iki saat içinde Cerablus’ta hakimiyet sağladılar. Hızlarını alamadılar, çevre köylere de uzandılar. Yine bir karşı koyuş olmadı. Olamazdı, zira bu bir mizansendi. Ne Türk devleti, ne de ÖSO IŞİD’le savaş için burada değillerdi. IŞİD de gerçekte bir yere gitmiş değildi, IŞİD çeteleri sakallarını kesmiş olarak bizatihi ÖSO denen çetenin içindeydiler.

Cerablus işgali “sınırları terörist saldırılardan korumak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak, IŞİD’i bulunduğu mevzilerden temizlemek” yalanı ile gerekçelendirildi. Fakat ne hikmetse adı “Fırat Kalkanı” idi. Deyim uygunsa Cerablus, hem de IŞİD tarafından altın tepside kendilerine sunuldu. Yani onlar gerçekte IŞİD’le savaşmak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumak için buraya gelmemişlerdi. Baştan itibaren tanklarının ve toplarının yönü Kürtlere dönüktü.

Özetle, Cerablus işgali Kürt halkı ve diğer kardeş halkların arzuları ve iradelerine karşı gerçekleştirilmişti.

Cerablus, El bab, sırada Rakka ve Musul var

Türk sermaye devleti ve işgalci ordusu hız kesmiyor. Efendilerine yaltaklanma eşliğinde durmadan Minbiç’i de almaktan söz ediyorlar. Rakka ve sonrasında da Musul’da savaşmak istediklerini dile getiriyorlar. “YPG’ye gerek yok, NATO’nun ikinci büyük ordusu bizim ordumuzdur. Kara gücü ise işte TSK burada. İşgalse işgal, bizden iyi işgalci yok. Emrinizdeyiz” söylenen budur.

ABD Minbiç için izin vermiyor. “YPG ile de sizinle de çalışmak istiyoruz” diyorlar. Yani her zamanki gibi ikili oynuyorlar, ikiyüzlülük yapıyorlar. Türk sermaye devleti ile YPG ve onun şahsında Rojavalı Kürtlere, YPG aracılığıyla da sermaye devletine ayar veriyorlar böylece. Fakat, eninde sonunda kadim müttefiklerini, yani Türk sermaye devletini tercih edeceklerdir. Böyle yapacakları ise daha şimdiden bellidir. Örneğin Erdoğan küstahının “fiili güvenlik bölgesi” açıklamasına destekleri gecikmedi. ABD bizzat Dışişleri Bakanı J. Kerry’nin ağzından “uçuşa yasak bölge uygulamasına başvurulması gerektiğini” dillendirmeye başladı. Almanya Başbakanı Angela Merkel düpedüz bir işgal girişimi olan “güvenli bölge” çağrısına destek açıklaması yaptı.

Sömürgeci Türk sermaye devleti, dinci-gerici AKP iktidarının yeni Osmanlıcılık hırsı ve hevesi ile dosdoğru bir batağa doğru gidiyor. Histeri boyutlarındaki Kürt düşmanlığı bunda ayrıca önemli rol oynuyor. Emperyalistler onun bu eğilimini biliyor ve bundan sonuna dek yararlanacaktır. Fakat emperyalistlerin de işbirlikçilerinin de tüm çabaları boşunadır. Eninde sonunda emperyalizm ve işbirlikçileri yenilecek direnen halklar kazanacaktır.