El Bab’da savaş, Astana’da görüşme hazırlığı: Her şey dinci-faşist iktidarın bekası için!

T. Erdoğan AKP’sine teslim edilen Türkiye kapitalizmi, işçi sınıfıyla emekçilere kabarık faturalar hazırlıyor. O halde bu faturaları sorunun kaynağı olan dinci zorba rejimle temsil ettiği sermaye sınıfına ödetmek de her işçinin, her emekçinin boynunun borcu olmalıdır.

Fiili başkanlık sistemine “yasal kılıf” uydurmak için çırpınan dinci sermaye iktidarı, içeride faşist zorbalığa, dışarıda yayılmacı saldırganlığa sarılıyor. Dış politikası utanç verici bir hezimete uğramasına rağmen ordusunu Suriye topraklarına süren bu iktidarın savaş bataklığına saplanma ihtimali yüksek. ‘Özgür Suriye Ordusu’ yaftası astığı cihatçı çetelere dayanarak Suriye topraklarının bir kısmını işgal etmeye heveslenen T. Erdoğan AKP’si, ilk ciddi çatışmada cihatçılar tarafından ortada bırakılınca, binlerce askeri savaş alanına sürmek zorunda kaldı.

“El Bab’ı IŞİD’den kurtarma” gerekçesinin ardına sığınan AKP,  8 bin askeri savaşa sürerek pervasızlığını gösterdi. 6 yıldan beri beslediği cihatçı çetelerin bir kısmıyla çatışmak zorunda kalan bu iktidar, diğerleri ile suç ortaklığına devam ediyor. 23 Ocak’ta başlaması beklenen Astana görüşmelerine ‘cihatçı çetelerin hamisi’ rolüyle katılacak olan AKP şefleri, savaşı derinleştirerek hem yayılmacı heveslerini teskin etme, hem de Kürt halkının kazanımlarını tırpanlama hesabı içindeler.

***

Binlerce askeri savaşa sürerek ‘sahada varız’ diye böbürlenen T. Erdoğan’la müritleri, himaye ettikleri çetelerin şeflerini Astana’ya götürerek ‘masada da varız’ demeye hazırlanıyor. Peş peşe gelen U dönüşlerinin ardından Rusya nezdinde -şimdilik- kabul görülen AKP iktidarı, Astana görüşmelerine ‘etkili oyuncu’ havasıyla katılmayı hayal ediyor. Oysa Türk devletinin temsil gücü, esas olarak masaya taşıyacağı çete şeflerinin çapıyla sınırlı kalacak.

Cihatçıların ana gövdesini oluşturan IŞİD-El Nusra ikilisi Suriye’de ilan edilen ateşkese uymuyorlar. Dolayısıyla Astana görüşmelerini de tanımıyorlar. Bundan dolayı AKP’ye kalan çetelerin çapı sınırlıdır. Bu durum, Astana görüşmelerinde ‘masaya sürülecek kozlar’ın, iddia edilenin aksine, çok etkili olmayacağını gösteriyor. Tam bu günlerde 8 bin askerin savaşa sürülmesi, bu zayıflığı kısmen de olsa telafi etme ihtiyacından da kaynaklanıyor. 

***

AKP şefleri, ‘cihatçı çetelerin hamisi’ sıfatıyla Astana’da masada olacaklar. Ancak heveslerine uygun bir çözümü dayatma gücü ve iradesinden yoksunlar. Görüşmelerde, İran’la Suriye’nin onayı ile hareket eden Rusya’nın masaya getireceği çözüm planı belirleyici olacaktır. Savaş alanlarında güçlü olan tarafın masada da güçlü olması eşyanın tabiatı gereğidir. Geçmişe kıyasla önemli ölçüde zayıflamış olan AKP iktidarı ile himayesindeki çetelerin masadaki etkisi bu nedenle sınırlı olacak.

***

Astana görüşmeleri Suriye’de devam eden savaşın bitirilmesi anlamına gelmiyor. Cihatçı çeteler ana gövdeleriyle savaşa devam ediyorlar. Sıkıştıkça vahşileşen bu çeteler, bir süre önce başkent Şam’ın su şebekesini bombalayarak milyonlarca kişiyi susuz bıraktı. Hal böyleyken cihatçı çetelerin Ankara’daki hamileri, İran’ı ateşkesi ihlal etmekle suçluyor. AKP’nin medyayı istila eden tetikçi beslemeleri cihatçıların akıl almaz vahşetlerini anmazken, halen Suriye ile İran’a kin kusuyor. Zira mezhepçi/şoven retoriğe sarılan beslemeler, her şeyi dinci faşist diktaya yasal kılıf uydurma planının bir aracı sayıyorlar. Bu durum bilindiği için U dönüşlerine rağmen, T. Erdoğan AKP’sine kimse güvenmiyor. Zira ortada bir zihniyet değişikliği nedeniyle değil, koşulların zorlamasıyla gerçekleşen U dönüşleri var.

***

IŞİD’le El Nusra dışındaki çeteleri anlaşmaya dahil ederek savaş alanlarını daraltmaya çalışan Rusya-Suriye-İran cephesi, Türk devletinin cihatçılara verdiği desteği sınırlandırmayı da hedefliyor. Rusya ile anlaşan AKP iktidarı, mecburiyetten de olsa bazı adımlar atmak zorunda kaldı. Ama Vladimir Putin dahil herkes AKP ile cihatçılar arasındaki ideolojik/organik ortaklığın devam ettiğinin farkında. Medyatik söylemlerin aksine, Türkiye’nin ABD’den bağımsız bir duruşu olmadığı da kimse için bir sır değil. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Trump yönetimini de Astana görüşmelerine davet edeceklerini açıkladı. Davet, esas efendi Ankara’da değil Washington’da olduğu için gündeme getirildi. 

***

Bir yandan savaş bataklığına dalan, öte yandan ikna edebildiği çeteleri Astana’ya taşımaya hazırlanan AKP iktidarının görüşmelerden çok şey elde etmesi mümkün değil. Buna karşın iki cephede harcadığı çabalar, Kürt halkının kazanımlarını baltalama histerisiyle yakından bağlantılıdır. Kürt halkına düşmanlıktan feyz alan bu ultra gerici politika, başkanlık sistemi için yükseltilen mezhepçi/şoven histeriyi kışkırtan bir rol de oynuyor. Denebilir ki, kısa vadede AKP şeflerini ilgilendiren de daha çok işin bu yönüdür. Zira dinci faşist diktaya yasal bir kılıf uyduramadıkları sürece işledikleri ağır suçların hesabını ödemekten kurtulamayacaklarını biliyorlar. Paçasını kurtarabilmek için ülkeyi savaş bataklığına atmaktan çekinmeyen bu gözü dönmüş zihniyet, ekonomik krizi de tetikleyerek, işçi sınıfıyla emekçiler için yeni felaketler yaratmakta da beis görmüyor.

T. Erdoğan AKP’sine teslim edilen Türkiye kapitalizmi, işçi sınıfıyla emekçilere kabarık faturalar hazırlıyor. O halde bu faturaları sorunun kaynağı olan dinci zorba rejimle temsil ettiği sermaye sınıfına ödetmek de her işçinin, her emekçinin boynunun borcu olmalıdır. Bunun için emperyalist saldırganlığa, cihatçı vahşete olduğu kadar, sermayenin vurucu gücü AKP iktidarına karşı da militan kitle direnişlerinin geliştirilmesi şarttır. Aksi durumda hem yayılmacı saldırganlığın, hem dikta histerisinin hem mezhepçi/şovenist politikanın kurbanı emekçiler olacaktır.