Bir katliamın aynasından yansıyan devlet gerçeği

Olgular göstermektedir ki, Ankara Katliamı’nın sorumlusu sermaye iktidarının ta kendisidir.

Ankara Katliamı Davası’nın 2. duruşması 6 Şubat’ta görülmeye başlandı. Davanın bu duruşması da diğerinde olduğu gibi sermaye devletinin katliamcı güçlerin arkasında saf tuttuğunu pratik olarak gösterdi.

Mahkeme boyunca katliamda yaşamını yitirenlerin ailelerinin avukatları yargılama sürecini aydınlatacağını düşündükleri birçok talepte bulundular. Talep edilen bilgi ve belgelere bakıldığında mahkemenin henüz ilk duruşması olduğu izlenimi oluşuyor. Burada saymakla bitiremeyeceğimiz talepler, normal koşullarda karşılansa IŞİD ile ilgili kapsamlı bir yargılama süreci başlatılabilir ama görünen o ki sermaye yargısı bu konuda adım atma derdinde değil.

Katliama dair kamu görevlilerinin sözde soruşturulmasına henüz karar verildi ve dava 2-3-4 Mayıs’a ertelendi. Bu bile devletin katliamda ne derece aymazca davrandığını kanıtlıyor. Bakarsınız 3-5 yıl sonra katliamda adı geçen kimi “devlet görevlileri” bir yerlerden milletvekili adayı bile olur… Sonuçta Sivas Katliamı’nda da böyle olmadı mı?

Katliamın oluğu günden itibaren gerçekler kendini ele veriyor. Katil IŞİD militanı elini kolunu sallaya sallaya alana giriyor. Ki Türkiye sınırından geçtiğinden beri koruma altında Ankara’ya kadar geliyor. Katil, kendini eylem alanında patlattıktan sonra yaralıların kurtarılması gerekirken devletin oradaki temsilcisi olan polis şefleri ve çevik kuvvet ekipleri yaralılara gaz bombaları ile saldırmayı tercih ediyor.

“FETÖ” her derde deva

Darbe girişiminden bu yana sermaye iktidarının eline bir “FETÖ” fırsatı geçti. Ve bu yöntem, katliamın 2. duruşmasından da anlaşılacağı üzere yargılanan katil sürüsünün de kullanımına açıldı. Zira mahkemede savunma yapan Abdulmuttalip Demir kendinin olduğu söylenen kod isimleri reddederek “bu isimleri yazanların FETÖ’cü olabileceklerini” iddia etti.

Katliam ile bu devletin ve AKP’nin ilişkili olduğunu gösteren elde birçok veri bulunuyor. Davanın önemli isimlerinden biri olan Halil İbrahim Durgun’un eşi Esin Altıntuğ (Durgun) mahkemede verdiği ifadede eskiden AKP üyesi olduğunu söyledi.

Müşteki Ümit Kanlıoğlu ifadesinde “sınırdan istediği zaman birilerini geçiren, istemediğinde geçirmeyen devletin de yargılamadan muaf tutulamayacağını” söyleyerek katliam ile devlet arasındaki ilişkiye dikkat çekti. Bir diğer tanık ise şu ifadelerle katliamın ardındaki devlet gerçeğine ışık tuttu: “Ankara’yı kana bulayan çeteleri, Suruç ve Diyarbakır’dan da biliyoruz. Bu katliamı planlayanların devletle nasıl irtibatları olduğunu, TIR’larla neler taşındığını biliyoruz.”

Katil sanıklardan demagoji ile beraber devlet savunusu

Mahkemede “yargılanan” IŞİD üyesi katiller sahiplerini korumayı da ihmal etmediler. Abdulmuttalip Demir, “Burada aile avukatları ‘yalan’ söylüyor. Ayrıca burada Cumhurbaşkanı’na hakaret edildi tutanak tutulmadı” diyerek kendi sahiplerini korumayı da ihmal etmedi. Bir diğer IŞİD’li katil Yakup Karaoğlu ise “Nasıl ki her kürt PKK’lı değilse, her solcu DHKP-C’li değilse, her İslam hassasiyeti olan da IŞİD’ci değildir” söylemleri ile demagojiye başvurdu.

Dava ile ilgili birçok ayrıntıya yer verilebilir ki basında çelişki ve iktidarın sorumluluğuna dair birçok ayrıntı bulunuyor. Burada asıl olarak birkaç temel noktaya dikkat çekmek gerekiyor. Öncelikle bugüne kadar devlet erkânından herhangi bir yetkilinin ifadesine başvurulmaması önemlidir. İkinci nokta ise devlet yıllardır Ortadoğu’daki –sadece IŞİD değil- birçok dinci-gerici katil sürüsüne dolaylı ya da doğrudan desteğini sunmuştur. Emperyalizmin SSCB’ye karşı bir silah olarak kullandığı “yeşil kuşak” projesinin yavruları olan bu dinci gerici örgütler bugün Ortadoğu coğrafyasını kana bulamak, halkları katletmek için bir maşa olarak kullanılıyor. Kapitalist-emperyalist merkezlerin ve yerli işbirlikçilerinin denetimlerinden çıktığı durumda ise sözde onlara karşı “mücadele” edilerek görüntü kurtarılmaya çalışılıyor.

Tüm bu olgular göstermektedir ki, Ankara Katliamı’nın sorumlusu sermaye iktidarının ta kendisidir. 

“Eğer zulme uğramışsanız yas tutmaya vaktiniz yoktur”

Belki yazıyı 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşkun’un sözleri ile bitirmek gerçeklere ışık tutması açısından yerinde olacaktır:

“Eğer zulme uğramışsanız yas tutmaya vaktiniz yoktur. Biz 16 aydır mücadele ediyoruz. Biz bu tarihi davayı yazanlarız. Tanıklıklarımızı dile getiriyoruz. Bu çok önemli. Biz her ay bu alanda olacağız. Buraya anıt yapılana kadar da mücadeleye devam edeceğiz. 15 Temmuz’dan sonra ilk olarak bizim buradaki sembol anıtımıza saldırıldı. Bundan sonra buraya barış anıtı yapılmak zorunda.”