Berlin saldırısında devlet bağlantısına dair yeni ipuçları - Christoph Vandreier

23 Aralık günü, Berlin’deki saldırının firarisi Anis Amri Milano'da İtalyan polisi tarafından öldürüldü. 24 yaşında olan Tunuslunun pazartesi günü Berlin'de 12 kişinin öldüğü ve 50 kişinin yaralandığı noel pazarı saldırısında kullanılan TIR'ın şoförü olduğuna dair ipuçları neredeyse kesinleşmiş durumdadır. Olayın karanlıkta olmasıyla birlikte devlet aygıtının bir kısmının saldırıda haberdar olduğu şüphesi ise her geçen gün biraz daha artıyor.

Polis, şu an Amri'yi fail olarak göstermekte. Kimliğinin ve cep telefonunun yanı sıra kamyonun şoför kapısında parmak izleri de tespit edilmiş durumda. Ayrıca IŞİD'in basın ajansı tarafından, Amri'nin terör örgütüne bağlılığını gösteren ve “Kâfirlere karşı saldırı” çağrısı yaptığı bir videoya da erişilmiş durumda. Bu video muhtemelen birkaç hafta evvel Berlin-Moabit'de kaydedilmiştir.

Olayların, makamlar ve medya tarafından anlatımı çelişki dolu ve inandırıcılıktan çok uzak bir durumdadır. Şu ana kadar belli olan, güvenlik güçlerinin Amri'nin terör saldırıları planladığını bilmeleri. Daha evvel İtalya'da hapis yattığı, Almanya'da tutuklandığı ve aylarca izlendiği yönünde bulgular da her geçen gün daha netlik kazanmış durumdadır. Bütün yasal şartlar yerine getirilmesine rağmen güvenlik ve yargı makamları tarafından bilinçli olarak içeri alınmadığı ve sorgulanmadığı ise neredeyse kesinleşmiştir.

Olayın, Merkel hükümetini nasıl istikrarsızlaştırmak ve Almanya siyasetini daha fazla sağa çekmek için kullanıldığını göz önünde bulundurduğumuzda, devlet aygıtının bir kısmının olayın suç ortağı olduğu ihtimal dahilindedir – saldırı direkt olarak kendilerince yönlendirilmediyse de, Amri'nin eylemi gerçekleştirmesi için gereken koşullar yaratıldığı süphesizdir.

Mağdurların kanı daha kurumadan CSU (Hiristiyan Sosyal Birlik Partisi) şefi Horst Seehofer, “Göçmen ve güvenlik politikasının tekrar düşünülmesi ve ayarlanması” gerektiği açıklamasını yapmıştır. Ki, uzun süredir Başbakan Merkel ile bu konuda araları oldukça açık ve mesafelidir.

Aşırı sağ partilerin açıklamaları ise daha bir saldırgan karekter kazanmıştır. AfD politikacısı Marcus Pretzell attığı tweette: [Saldırıda hayatını kaybedenleri] “Merkel'in ölüleri!” diye adlandırdı. [Berlin] Humboldt Üniversitesi profesörü sağcı Jörg Baberowski saldırıdan birkaç saat sonra İçişleri Bakanı ve aynı zamanda Merkel'in güvendiği Thomas de Maiziére'nin istifasını talep etti.

[Almanya] İstihbarat Dairesi eski Başkanı Rudolf Adam çarşamba günü Cicero dergisinde, Merkel'in istifasını istedi. Devamında ise, “Her yurttaşın yön aradığı, güven ve açıklık diye bağırdığı bir zamanda hükümet şefi [Merkel kast ediliyor] olaylar karşısında cevapsız kaldığını açıklıyor. Bu makam için doğru kişi mi?” diye yazdı.

Geçen senenin ekim ayında Welt am Sonntag gazetesinde “Güvenlik güçleri hasretle Merkel'in ‘Go’sunu [istifasını] bekliyor” başlığıyla bir makale yayınlanmıştı. Makalede, Merkel'in mülteci politikasına karşı istihbarat ve güvenlik birimleri içinde “güçlü direniş” üzerinde duruluyordu.

Söz konusu yazıda, istihbarat çevrelerinde, hükümetin karşı talimatına rağmen mültecileri sınırlarda durdurmaya çağrı yapan bir belge kaynak olarak gösteriliyordu. Belgede, “Aksi talimatlar yasa dışıdır ve cezalandırılır” diye belirtiliyordu.

Böyle açıklamalar ve belgeler, devlet aygıtının bir bölümünün kendi siyasi hedeflerinin peşinden gittiklerinin altını çizmektedir. [Berlin saldırısında] Olay ve şüpheli hakkında şu ana kadar elde edilen veriler, devlet aygıtının bir bölümünün yardımı olmadan saldırının gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını göstermektedir.

Süddeutsche Zeitung gazetesinde Heribert Prantl cuma günü yayınlanan yazısında, istihbaratçıların ve polisin gözü önünde silah temin etmeye çalışan ve yasaları ihlal eden Amri’nin bu ilişkilerinin yabancı kayıt büroları, ceza makamları ve adliyeler tarafından sorunsuzca önlenebileceğine dikkat çekti.

Amri’ye “Kamu güvenliği için tehlikeyi önleme” gerekçesiyle en katı ikamet sınırlaması getirebilir ve ihlal durumunda “gözaltına alıp, bu süre içinde ise sınır dışı etmek için gereken evraklar temin edilebilirdi.” Ama bunu yapmadılar. Prantl'e göre bu, dairelerin kasıtlı olarak böyle davrandıklarına işaret ediyor. [Prantl] “Yetkililer, izleme ve takiplerinin yeni bilgiler ortaya çıkaracağı umuduyla mı Amri tehdidini kabullendi? Ve Amri’yi gözetleyenler, bu bilgileri kendileri için istemeleri nedeniyle diğer yetkililere hiçbir şey söylemedi mi?”

Aslına bakılırsa Amri'nin istihbaratlarla yakın ilişkisi vardı. Almanya'ya gelmeden evvel, Sicilya’da dört sene kundaklama suçundan cezaevinde yattı ve İslamcı olarak biliniyordu. Cezaevi polisi terörle mücadele merkezine Amri'nin “İslamcı teröre hazır olması ve radikalleşmesi” üzerine geniş bir rapor sunmuştu.

2015 ortalarında bunlara rağmen o sınır dışı edilmekten kurtuldu ve Almanya'ya geldi. Süddeutsche Zeitung'un haberine göre bu sadece, İtalya makamlarının Avrupa bilgi sistemine gereken bilgileri gecikmeli ilettiğinden dolayı mümkün oluyor. İtalyan makamları ise gereken bilgilerin zamanında iletildiğini söylüyorlar.

Amir, Almanya'da hemen vaiz Abu Walaa etrafında olan İslamcı bir gruba katıldı. Süddeutsche Zeitung gazetesi göre, bu örgütün içinde Alman İstihbarat Örgütü'nün bir ajanı bulunuyordu ve grubun faaliyetleri hakkında istihbarat yeterince bilgilendirilmişti. Dolayısıyla, devlet birimleri, grup üyelerinin savaşçı olarak Irak ve Suriye'deki IŞİD'i desteklemeye veya Almanya'da terör saldırıları gerçekleştirmeye hazırlandığından haberdarlardı.

İstihbarat Dairesi elemanı, Amri'nin bu grubun bir ferdi olduğunu ve askeri eğitimin bir parçası olan ağır bagaj taşıma yürüyüşlerine katıldığını, ayrıca, Amri'nin grup lideri olan Abdul Rahman ile çok iyi anlaştığını ve yanında kaldığını ve sürekli, saldırı gerçekleştirmek isteğini defalarca konuştuğunu açıklamıştı.

İstihbaratçının bu açıklamalarından hemen sonra Amri 30 Temmuz’da Konstanz Gölü yakınında Friedrichshafen’da iki polis tarafından tutuklandı. Amri, iltica dilekçesinin reddedilmesinin ardından ülkeyi terk etmek mecburiyetinde olduğu ve Kuzey Ren Vesfalya dışında izinsiz olarak bulunduğu için tutuklandı. Ravensburg’da tutulan Amri, evrak eksikliği gerekçesiyle sınır dışı edilemediği için diğer gün sabahı tekrar serbest bırakıldı.

O dönemde, Amri'nin tehlikeli şeyler planladığı, telefon ve chat dinlemeleri sonucu istihbarat tarafından biliniyordu. Bavyera Radyosu'na göre bu senenin Mart ayında Tehlikeli Teröristler Listesi’nde, Amri'nin bütün Almanya'da başka insanlara, “Kendisiyle beraber İslamcı saldırılar yapmak için” propaganda kaydı bulunuyordu. Ayrıca kayıtta, “Fransa'daki İslamcı kesimlerden büyük çaplı otomotik tüfek temin etmek istediği”, saldırı planlarını “sabırlı ve uzun vadeli” takip ettiği, yer alıyor.

2016 Mart ayında Abu Walaa etrafında bulunan grupla ilgili soruşturmayı başlatan Federal Savcı buna rağmen Amri davasını ilkbaharda Berlin eyaleti makamlarına devretti. Berlinliler ise Amri'yi, silah temin etmek için soygunlar gerçekleştireceği şüphesiyle 24 saat takibe almıştı.

Ama bu yıl Eylül ayında esrarengiz bir şekilde söz konusu takibe son verildi. Abu Walaa-Grubu ile ilişkisi istihbarat dairesi tarafından belgelenmiş olmasına ve Alman Basın Ajansı'na (dpa) sızan bilgilere göre Fas'ın güvenlik birimleri eylül ve ekim aylarında Alman meslektaşlarını Amri'nin saldırı planlarıyla ilgili uyarmalarına rağmen, Amri'nin herhangi bir İslamcı faaliyeti Berlinlilerin dikkatini çekmedi.

Bu denli açıklanamaz olayların birikimi sadece, Amri'ye devlet aygıtının en az bir bölümü tarafından yardım edildiğiyle açıklanabilir. Saldırının devamında yaşanan olaylar da bunun kanıtıdır. Olaydan hemen sonra sadece bir şahit ifadesine dayanılarak suçsuz bir Pakistanlı, ne kan ne de barut izi olmadan, gözaltına alındı ve acilen şüpheli olarak sunuldu.

Olaydan saatler sonra Amri'nin kimliğinin olayda kullanılan TIR'da bulunduğu haberi basına sızdı. Bunun üzerine soruşturma makamları, [Pakistanlı] mültecinin suçsuz olduğunu ve sadece Amri'nin arandığını kabul etmek mecburiyetinde kaldı. Cuma günü ayrıca, TIR'ın tekrar aranması sonucu Amri'nin cep telefonunun da bulunduğu açıklandı.

Kimliğin geç bulunmasına dair resmi açıklama ise tuhaf: Şoförün cesedinin yanında bulunan kimliğin olduğu şoför kabinine bakılabilmesi için öncelikle sözde daha başka araştırmalar yapılması gerekliymiş.

Daha da tuhafı ise, Almanya'nın en meşhur aşırı sağcısı ve Pegida kurucusu olan Luty Bachman'ın tweeti. Kendisi, saldırıdan sadece birkaç saat sonra Twitter'da şöyle yazdı: “Berlin polis yetkilileri içerisinden bilgi: Fail Tunus'lu Müslüman.”

Yani bu Tweet, tamamen tesadüf değilse, soruşturma makamlarının olayın failini daha önceden bildiklerinin delaletidir. Ve bu konuyla ilgili henüz çok erken bir aşamada aşırı sağcı haberdar edilmiştir.

İstihbarat daireleri ile aşırı sağ gruplar arasında olan yakın bağlar yeterince belgelenmiştir. 1980 senesinde Bavyera Ekim Şenliği'ne (Oktoberfest) yapılan saldırıda aşırı sağ grupların ve devlet yetkililerinin parmağı olduğuna dair çok sayıda ipucu mevcut. ‘90'lar ve 2000'li yıllarda aşırı sağcı terör grubu NSU, yetkililerin gözü önünde en az on cinayet işledi. Bu bağlantıları gizlemek için yoğun kaynak ve krimel enerji sarf edildi.

Federal hükümetin Libya ve Suriye'deki İslamcı milisleri dolaylı desteklemesi, Alman istihbaratın, hiçbir engelle karşılaşmadan Avrupa’dan Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya gidip geri dönen bu güçlerle olan bağlantılarını da güçlendirmiştir.

Siyasi amaçlarla devlet provokasyonlarının Almanya'da uzun geleneği var. Komünist Parti'yi parçalamak ve Hitler diktatörlüğünü onaylayan Yetki Kanunu'nu çıkartılabilmek için 1933'te Naziler tarafından Reichstag yangını tertiplendi ve yarı kör Hollanda'lı bir komunist olayın tek faili olarak gösterildi.

1974 yılında Şansölye Willy Brandt’in istifasında bile gizli servislerin parmağı bulunuyordu. Brandt’in sözcüsü Günter Guillaume’nin GDR gizli servisinin ajanı olduğunu biliyor olmalarına rağmen, Brandt’in itibarını sarsmak için Guillaume ile tatile çıkmasına izin vermişlerdi.

Güvenlik yetkililerinin açıklanamayan ve şeffaf olmayan rolüyle birlikte Berlin Noel pazarına yapılan saldırı şimdi resmi politikaların tamamını sağa çekmek için kullanılıyor. Normal şartlarda hiçbir şekilde çoğunluğa erişemeyecek sağcı ve tutucu bir hükümeti başa getirmek için çaba harcanıyor.

24/12/2016

Kaynak: wsws.de
Çeviri: Kızıl Bayrak Çeviri Kolektifi