Ateşin keşfinden, göğün zaptına... Vive La Commune!

“Komün ezilse bile, savaşım sadece ertelenecek. Komün ilkeleri ölümsüzdür ve yok edilemezler; bu ilkeler, işçi sınıfı kurtuluşunu elde edeceği güne değin kendilerini zorla kabul ettirmekten geri kalmayacaklar.”

1800’lerin sonu ile 1900’lerin başında tüm Avrupa ile birlikte Fransa isyan ve devrimlerle sarsılıyordu. 1600’lerin sonunda devrimci bir sınıf olarak ortaya çıkan yoksul tabakaları da “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” şiarıyla yanına alarak iktidarı ele geçiren burjuvazi, 19. yüzyıla gelindiğinde gericileşmiş ve çürümeye başlamıştı. Bu çalkantılı dönemin içerisinde özgür bir dünyanın yegane kurucusu olan proletarya serpiliyordu. 1848’de patlak veren devrim ve iç savaşın ardından ‘2 Aralık darbesi’yle 1851’de iktidarı ele geçiren Lois Bonaparte, imparatorluğu yeniden ihya etmeye çalıştı. Kapitalizmin hızlı gelişimi, 1857, 1867 ekonomik bunalımları, işçi sınıfının hem nicel hem nitel alanda sağladığı gelişim sınıf çatışmalarını derinleştirdi. Cumhuriyet özlemi ile tutuşan Fransa halkının 200 bin kişilik dev eylemleri, krallığa karşı düzenledikleri yürüyüşler, Paris Komünü’nü müjdeliyordu adeta. Bu dönem itibarı ile halkına ve burjuvaziye karşı etkinliği azalan imparatorluk çok ciddi anlamda güç kaybına uğrarken, Napolyon, kaybolmaya başlayan itibarını yinelemek ve halk nezdinde otoritesini tekrar sağlamak için Prusya ile savaşma kararı aldı. Alınacak zafer ile imparatorluğun gücü, hem ulus hem de dünya çapında etki bulacak ve sonraki nesillere devamını bu şekilde taşıyacaktı.

Savaş macerasına girişen imparatorluk, Almanya karşısında utanç verici bir yenilgiye uğrayarak çöküşün eşiğine geldi. Ağır sömürü ve baskılara karşı örgütlenen proletarya, savaşta bombalanan Paris’i Almanya’ya teslim edip esaret altında yaşamaya katlanamazdı. 17 Mart’ı 18 Mart’a bağlayan 1871 gecesi tüm Paris sokaklarına barikatlar kuruldu. Paris, Komün için savaşıyordu! Özgürlük için bedel ödemeye, ödetmeye hazırdı. Bu, proletarya ve diğer emekçi sınıfların burjuvaziye karşı yürüttüğü özgürlük savaşıydı. İşçi sınıfı ve beraberindeki emekçi müttefikleri Komün'ü sokak sokak, barikat barikat kadın-erkek savaşarak kazandılar. 18 Mart akşamı meclis ve devlet aygıtlarının ele geçirilmesi ile birlikte göndere çekilen kızıl bayrak Paris Komünü’nün simgesi oldu. Çünkü kızıl bayrak tüm dünya emekçilerinin bayrağıydı ve Komüncüler kendilerini Fransa ile sınırlamıyorlardı.

İşçi sınıfının bağımsız devrimci sınıf partisinin olmadığı koşullarda gerçekleşen ilk devrimin sosyalist hükümeti, ciddi hatalar yaptı. Merkez bankası başta olmak üzere büyük işletmelerin karşılıksız kamulaştırılmaması, saldırıya hazırlanan burjuvazinin gerici kuşatmasına karşı savunmaya değil, saldırıya odaklı bir hazırlığın yapılamaması gibi hayati önemi olan hatalar yaşandı. Bunda komplocu-anarşist eğilimi Komün yönetiminde etkili olmasının payı vardı elbet. Ancak tarihte bir ilki gerçekleştirmenin acemiliği göz önüne alındığında bu tür hataların işlenmesi doğaldır.

Öncesinde eşine rastlanmamış demokratik/sosyalist önlemler alan Komün yönetimi, fırın işçileri için gece çalışmasının yasaklanması, yaşamak için gerekli asgari ücret güvencesi, meşru/gayri meşru çocuk ayrımının kaldırılması gibi kararları alıp uygulamıştır. Yanısıra kilise ile devletin ayrılması, dinsel öğretim kurumlarının laikleştirilmesi, zorunlu ve parasız laik eğitim, parasız adalet, seçilenlerin görevden geri alınabilmesi, yargıçlar ve yüksek görevlilerin seçimi, siyasal seçimlerin sıklığı, sürekli ordunun kaldırılıp yerine silahlı halkın geçirilmesi gibi dönemine göre çok ileri adımlar da atmıştır. Bu düzeyde ileri adımları ancak proletarya iktidarı atabilir. Nitekim şimdiye kadar hiçbir burjuva devlet bu nitelikte adımlar atamamıştır.

Marx, Komün'den 6 ay önce Parisli işçileri yenilgiyle sonuçlanacak bir maceraya girişmemeleri konusunda uyarmıştı. Zira ona göre proletarya henüz iktidarı alabilecek olgunluğa erişmemişti. Keza Komün'ü ilan eden Parisli işçilerin burjuvaziye gösterdiği abartılı hoşgörü bunun bir kanıtıdır. Ayrıca öncü partinin olmaması da Komün’ün kaderini etkilemiş, ayaklanan kentler arasında koordinasyonun sağlanamamasına sebep olmuştur. Paris’te iktidarı ele geçiren işçiler Marsilya, Lyon, Saint-Etienne, Toulouse ve diğer kentlerde ayaklanan sınıf kardeşleriyle eşgüdüm sağlayamadıkları için, bu isyanlar başarılı olamamıştır.

Komün’ün ilanıyla birlikte, birbiriyle savaş halinde olan Fransız ve Alman İmparatorlukları ateşkes ilan ederek Komüncülere acımasızca saldırdı. 20 Mayıs 1871’de Paris her taraftan bombalanmaya başlandı. Komüncüler, muazzam bir direniş gösteriyorlardı. Her sokak barikat, her vücut çelikten bir zırhtı. Paris sokakları Komüncülerin kanları ile savunuluyordu. Önce tüfeklerle katledilen Komünarlar, bunu yeterli görmeyen egemen sınıfların tetikçileri tarafından makineli tüfeklerle toplu şekilde kurşuna dizildiler. Yığınsal katliama rağmen bütün Komüncülerin öldürülmesinin olanaksızlığı görülünce, yığınsal tutuklamalar ve tutsak sıralarından gelişigüzel seçilen kurbanlar kurşuna dizildi. Her şeye rağmen hayatta kalanlar ise savaş divanları karşısına çıkarılmak üzere, büyük kamplara sürgün edildiler. Takvim 28 Mayıs’ı gösterdiğinde Komün yenilmişti.

Komün’ün savunulması sırasında 30 binden fazla Komünar; çocuk, yaşlı ayrımı yapılmaksızın kurşuna dizilerek katledildi, 40 binden fazla direnişçi hapsedildi, sürgünlere gönderildi, yoğun işkenceler gördü. Barikatın ardında kurşuna dizilen son kadın Komüncünün “Seni seviyorum özgürlük… Yaşasın Paris Komünü!” diye haykırdığı söylenir.

Komün yenildi, ancak uluşlararası proletaryaya büyük dersler bıraktı. Lenin “Komün Dersleri”nde şöyle der;

“Ama parlak bir zaferin meyvelerini iki yanılgı yok etti. Proletarya yarı yolda durdu: ‘mülksüzleştiricileri mülksüzleştirmeye girişecek yerde, ülkede ortak bir ulusal görev ile birleşen yüce bir adaletin kurulması üzerine düşlere kapıldı; örneğin bankalar gibi kurumlara hiç dokunulmadı, prudoncu ‘adaletli değişim’ vb. teorisi, henüz sosyalistler arasında egemen bulunuyordu. İkinci yanılgı, proletaryanın çok büyük yüce gönüllülüğü oldu; düşmanlarını ortadan kaldıracak yerde proletarya, onlar üzerinde sağtörel (moral) bir etkide bulunmaya çalıştı; iç savaştaki salt askeri eylemlerin önemini savsadı ve Paris’teki zaferini Versailles üzerine gözüpek bir saldırı ile taçlandıracak yerde oyalandı ve Versailles hükümetine karanlık güçleri toplamak ve kendini Mayıs’taki kanlı haftaya hazırlamak zamanını kazandırdı.

Ama tüm yanılgılarına karşın Komün, 19. yüzyılın en yüce proleter hareketinin en ulu örneğidir. Marx, Komün’ün tarihsel anlamına ve önemine çok büyük bir değer veriyordu: Eğer Versaylılar güruhu Paris proletaryasının silahlarını kalleşçe elde etmeye giriştigi sırada işçiler, onları savaşmadan bırakmış olsalardı, bu güçsüzlüğün proleter hareket içinde yol açacağı göz yılgınlığının zararı, silahlarını savunurken işçi sınıfı tarafından kavgada uğranılmış bulunan yitimlerden çok daha büyük olurdu. Komün’ün uğradığı kayıplar ne kadar ağır olursa olsun, proletaryanın genel savaşımı bakımından taşıdığı önem buna değerdi: Komün Avrupa’daki sosyalist hareketi derinden derine harekete geçirmiş, iç savaşın gücünü ortaya çıkarmıştır; yurtseverce yanılsamaları dağıtmış ve burjuvazinin ulusal özlemlerine duyulan bönce inancı yok etmiştir. Avrupa proletaryasına Komün, sosyalist devrim sorunlarını somut olarak koymasını öğretmiştir.”

Komün bizlere bir devrimde proletaryanın tarihsel rolünü kavratırken bağımsız devrimci sınıf partisinin öneminin de ne denli büyük olduğunu göstermişti.

“Komün ezilse bile, savaşım sadece ertelenecek. Komün ilkeleri ölümsüzdür ve yok edilemezler; bu ilkeler, işçi sınıfı kurtuluşunu elde edeceği güne değin kendilerini zorla kabul ettirmekten geri kalmayacaklar.”

Yaşasın Komün!

Y. Leyla